Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Nazım Hikmet ve sanat anlayışı üzerine detaylı bilgiler

Nazım Hikmet Ran hayatı, sanatı ve eserleri hakkında her şey

Nazım Hikmet, Türk ve Dünya edebiyatının büyük şairlerinden biridir. Uzak Doğu ülkelerinden Latin ülkelerine kadar tüm dünyada bilinen bir yazardır. Yurt dışında en fazla tanınan ve eserleri en fazla yabancı dile çevrilen şairimizdir.

15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu. 3 Haziran 1963’te Moskova’da yaşamını yitirdi.  Toplumcu gerçekçi şiirin öncüsüdür. Moskova’da bulunduğu yıllarda Fütürist şair Mayakovski’ni sanat görüşünü benimsemiştir. Bu yıllarda şiirde ölçü ve uyağı bırakmıştır.  

Nazım Hikmet, Türkiye’ ye döndükten sonra serbest ölçüyle yeni bir biçim ve öz denemesinde bulunur. Gençliğinin ilk yıllarında hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. 
Bahriye Mektebi’nden öğretmeni olan Yahya Kemal Beyatlı’ya hayrandı. Yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu.

Nazım Hikmet’in sanat anlayışı

1920’de Alemdar Gazetesi’nin düzenlediği yarışmada birincilik kazandı. Bu ödül ününün artırdı. İstanbul’un işgal altında olduğu  günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı. 

Moskova‘daki yıllarında Mayakovski’nin etkisiyle hece veznini bırakıp serbest şiire yöneldi. ilk serbest şiirlerini yazdı. Bunlardan bazıları 1923’te Yeni Hayat, Aydınlık gibi dergilerde yayımlandı.

Nazım Hikmet, “835 Satır” kitabını yayımlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ama Ahmet Haşim, Yakup Kadri gibi şairler ondan övgüyle söz etti. Kendisini izleyen genç; şairler de onun etkisiyle serbest şiire yöneldi.1936’ya kadar yayımlanan kitaplarıyla Cumhuriyet Dönemi şiirinin değerlerini kökten sarstı.

İlk şiirlerini hece ölçüsüyle yazmış, hececi şairlerin etkisinde kalmıştır. 1921 yılında Moskova’ya gittikten sonra eski şiir anlayışından sıyrılarak devrimci bir anlayışa bürünmüştür. 
Sosyalist gerçekçi sanat anlayışının en büyük temsilcisi olan Nazım Hikmet, serbest şiiri benimsemiştir.

Şiirlerinde çok etkili bir üslup kullanan şair, şiirini bir ideolojinin de emrine vermiştir. Metafizik endişeden uzak duran sanatçı, Necip Fazıl ile tam zıttır. Deneysel şiir anlayışını destekleyen bir sanatçıdır.

Türk şiirine siyasal-ideolojik dili sokan sanatçı, söylev şiirin de başarılı örneklerini vermiştir. 
Nazım Hikmet şiirlerinde lirik, epik ve humorik unsurları birarada kullanılmıştır. Çok nadir de olsa aşk konulu lirik şiirler yazan sanatçının akıcı bir dili vardır. 

Sanatı coşkulu, yüksek sesli bir orkestraya benzeten Nazım’ın sanat anlayışı üç dönemde ele alınır. 

1929 1936 arası
1938 1950 arası
1950 sonrası
 

İlk dönemde Mayakovski şiirinin biçimsel özelliklerinin etkisinde kalmış yüksek sesle okunan bir hitabet şiirinin peşinden koşmuştur. (835 Satır bu dönem ürünüdür.) İkinci dönemde, hem aydın hem de halk tabakalarının rahatlıkla anlayabileceği bir şiir ortaya çıkarmış, hem sosyalist anlayışını hem de milli söyleyiş biçimlerini birleştirmeye çalışmıştır. (Şeyh Bedrettin Destanı) bu dönem ürünüdür. .Son döneminde arayışların sonunda yakaladığı özgün çizgide eserler vermiştir. 

ESERLERİ 

Şiir 

835 Satır, Si-Ya-U, Varan 3, 1+1 : Bir, Sesini Kaybeden Şehir, Gece Gelen Telgraf, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Taranta Babu’ya Mektuplar, Portreler, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21 -22 Şiirleri, Dört Hapishaneden, Rubailer, Yeni Şiirler, Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvayı Milliye Destanı.

Roman 

Kan Konuşmaz, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim

Fıkra

İt Ürür, Kervan Yürür. 

Oyun 

Kafatası, Bir Ölü Evi yahut Merhumenin Hanesi, İnek

 

Nazım Hikmet’in Şiirlerinden Örnekler

 

SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,

Dünyanın en güzel sesinden

En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey…

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

Ben artık şarkı dinlemek değil,

Şarkı söylemek istiyorum.

 

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

Ben

senden önce ölmek isterim.

Gidenin arkasından gelen

gideni bulacak mı zannediyorsun?

Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi,beni yaktırırsın,

odanda ocağın üstüne korsun

içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun,

şeffaf, beyaz camdan olsun

ki içinde beni görebilesin

Fedakarlığımı anlıyorsun

vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

senin yanında kalabilmek için.

Ve toz oluyorum

yaşıyorum yanında senin.

Sonra, sen de ölünce

kavanozuma gelirsin.

Ve orada beraber yaşarız

külümün içinde külün

ta ki bir savruk gelin

yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar…

Ama biz

o zamana kadar

o kadar

karışacağız

ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz

yan yana düşecek.

Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün yabani bir çiçek

bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse

sapında muhakkak

iki çiçek açacak :

biri sen

biri de ben.

Ben

daha ölümü düşünmüyorum.

Ben daha bir çocuk doğuracağım

Hayat taşıyor içimden.

Kaynıyor kanım.

Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,

ama sen de beraber.

Ama ölüm de korkutmuyor beni.

Yalnız pek sevimsiz buluyorum

bizim cenaze şeklini.

Ben ölünceye kadar da

Bu düzelir herhalde.

Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?

İçimden bir şey :

belki diyor.

 

PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ 21-22 ŞİİRLERİ

 

22 Eylül 1945

 

Kitap okurum:

içinde sen varsın,

şarkı dinlerim:

içinde sen.

Oturdum ekmeğimi yerim:

karşımda sen oturursun,

çalışırım:

karşımda sen.

Sen ki, her yerde “hâzırı nâzır”ımsın,

konuşamayız seninle,

duyamayız sesini birbirimizin:

sen benim sekiz yıldır dul karımsın…

 

23 Eylül 1945

 

O şimdi ne yapıyor

şu anda, şimdi, şimdi?

Evde mi, sokakta mı,

çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?

Kolunu kaldırmış olabilir,

– hey gülüm,

beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi…

 

O şimdi ne yapıyor,

şu anda, şimdi, şimdi?

Belki dizinde bir kedi yavrusu var,

okşuyor.

Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,

– her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren

sevgili, canımın içi ayaklar!..

Ve ne düşünüyor

beni mi?

Yoksa

ne bileyim

fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?

Yahut, insanların çoğunun

neden böyle bedbaht olduğunu mu?

 

O şimdi ne düşünüyor,

şu anda, şimdi, şimdi?..

 

24 Eylül 1945

 

En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olandır.

En güzel çocuk:

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz:

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:

henüz söylememiş olduğum sözdür…

 

30 Eylül 1945

 

Seni düşünmek güzel şey

ümitli şey

dünyanın en güzel sesinden en güzel

şarkıyı dinlemek gibi bir şey.

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

ben artık şarkı dinlemek değil

şarkı söylemek istiyorum…

 

1 Ekim 1945

 

Dağın üstünde:

akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var

dağın üstünde.

Bugün de:

sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti

bugün de.

Birazdan açar

kırmızı kırmızı:

gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı.

Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar

vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı…

 

6 Ekim 1945

 

Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.

Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.

Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.

Benim bağırasım gelir: -“Pîrâye, Pîrâye!..” diye

 

O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ

 

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.

Ve elleri öyle büyük işler için

hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını,

çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan evin.

 

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın

yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan eve.

 

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

bahçesinde ebruliiiii

hanımeli

açan ev..

 

GİDERAYAK İŞLERİM VAR

 

Giderayak işlerim var bitirilecek,

giderayak.

Ceylanı kurtardım avcının elinden

ama daha baygın yatar ayılamadı.

Kopardım portakalı dalından

ama kabuğu soyulamadı.

Oldum yıldızlarla haşır neşir

ama sayısı bir tamam sayılamadı.

Kuyudan çektim suyu

ama bardaklara konulamadı.

Güller dizildi tepsiye

ama taştan fincan oyulamadı.

Sevdalara doyulamadı.

Giderayak işlerim var bitirilecek,

giderayak.

 

Şu yazımız da ilginizi çekebilir

Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bilinmesi gereken her şey

 

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir