Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri Birinci ve İkinci Dönem

Tanzimat Edebiyatını Hazırlayan Etkenler

Tanzimat edebiyatı birdenbire değil, İslâmiyet Etkisinde Türk edebiyatının geçiş devri gibi belli hazırlık ve çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, özellikle basın-yayın alanındaki çalışmalar oldukça önemli bir yere sahiptir.

Bu dönemde Batı dillerinin öğretildiği Tercüme Odası’nın ve Darülfünun’da okutulacak ders kitaplarının hazırlandığı Encümen-i Daniş etkinlikleri görülür.

1831’de devlet gazetesi olarak çıkarılan Takvim-i Vakayi’den sonra 1840’ta yarı resmi Ceride-i Havadis’in yayımlanması Batı’ya açılan pencereyi genişletmiştir.

Akit Paşa, Ethem Pertev Paşa, Münif Paşa, Sadullah Paşa, Yusuf Kamil Paşa gibi sanatçılar özellikle çeviri çalışmalarıyla Tanzimat Edebiyatı’na zemin hazırlamışlardır.

Batı’dan alınan roman, öykü, makale, tiyatro gibi yeni türler edebiyatımıza girmiş, bazı türlere de yenilikler getirilmiştir.

Toplumsal konular (hak, hukuk, özgürlük, yasa, eşitlik…) edebi yapıtlarda işlemeye başlandı.

Batılı yaşam biçimi yapıtlarda konu olmaya başladı.

1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla Osmanlı Devleti’nin siyasi ve kültürel yapısı derinden etkileyecek olayların en önemli adımı atılmış olur.

Tanzimat Edebiyatı Hakkında Genel Bilgiler

Tanzimat Edebiyatı, Batı etkisindeki Türk edebiyatının ilk devresidir.

Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839’da ilân edildiği hâlde, Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının doğuş tarihi olarak 22 Ekim 1860 kabul edilir.

Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının doğuşunu hazırlayan etkenler şunlardır:

Resmî görevle yahut öğrenim için Avrupa’ya giden aydınlarımız Batı’daki düşünce, sanat, kültür hareketlerini yakından tanımışlar, değişen toplumun duygu ve düşüncelerini geleneksel edebî tür ve biçimlerle anlatmanın zorluğunu görmüşlerdir.

Bu tarih, Agâh Efendi ile Şinasi’nin ilk özel Türkçe gazete olan “Türcüman-ı Ahvâl”i çıkardıkları tarihtir. Bu demektir ki yeni Türk edebiyatı gazetecilikle doğmuştur.

Tanzimat edebiyatıyla birlikte Avrupa’dan alınmış roman, öykü, tiyatro, makale gibi edebi türler kullanılmaya başlanmıştır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Tanzimatın 1. dönem edebiyatçıları Fransız Devrimi’yle dünyaya yayılan vatan, millet, eşitlik, hürriyet gibi kavramları işlemişlerdir. Sanatın amacını toplumu eğitmek, halka ulaşmak olarak gördüklerinden yalın bir dil kullanmayı savunmuşlar; ama eski alışkanlıklarından da kurtulamamışlardır.

Bu dönemde batılı yaşam biçimi yapıtlara konu olmaya başladı.

Tanzimat Edebiyatı özelikleri bakımından iki dönemde incelenir.

Tanzimat Edebiyatının Birinci Döneminin Genel Özellikleri

Birinci dönemde eski değerlerin yıkılıp yeni değerlerin yaratılmasına yönelik ilerici bir tutum takınılmıştır.

Kimi sanatçıların bu ilerici tutumu benimsemeyip klasik edebiyat geleneğini sürdürmeleri, edebiyatımızı uzun süre etkisi altına alacak bir eski-yeni çatışmasına 
neden olmuştur.

Vatan ve millet sevgisi, adalet ve hürriyet aşkı gibi düşünce ve duygular aşılanmaya çalışılmıştır.

Batı’dan gazete, makale, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri gibi türler alınmış; bu türde ilk örnekler verilmiştir.

Sanat toplum içindir, ilkesine uyulmuştur.

Roman ve öyküde yanlış Batılılaşma, geleneksel baskılar, görücü usulüyle evlenme, cariyelik, mirasyedilik gibi konular eleştirel bir dille ele alınmıştır.

Bu dönem sanatçıları genel olarak romantizmin etkisindedirler. 
Romanda Batılı roman tekniği henüz yerine oturmamıştır.

Romantizmin etkisiyle öykü ve romanda rastlantılara çokça yer verilmiş, okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla olayların akışı sık sık kesilmiştir.

Divan edebiyatını eleştirerek dilde sadeleşmeyi ve halk edebiyatını, ölçüde heceyi savunurlar; ancak bunu uygulamada pek başarılı olamazlar.

Fransız edebiyatından etkilenirler.

Şiirde estetik, güzellik değil, içerik ön plana çıkar.

Edebiyatı, fikirlerini aktarmak için bir araç olarak görürler.

Eski nazım şekilleriyle (gazel, kaside, terkib-i bent) yeni kavram ve duyguları işlerler.

Noktalama işaretleri ilk defa bu dönemde Şinasi tarafından kullanılır.

Şiirde başlık kullanılmaya başlanır.

Bu dönem sanatçıları, edebiyatın yanında siyasetle de ilgilenirler. 

Divan şiirinin nazım biçimleri ve aruz ölçüsü aynen kullanılmıştır ancak şiirin içeriğinde değişiklikler yapılmıştır.

Nazım birimi olarak beyit kullanılmıştır.

Genellikle tam ve zengin uyaklı örneklere yer verilmiştir.

Tiyatroda dil, diğer türlerde verilen eserlere göre sadedir.

Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Direktör Ali Bey gibi sanatçılar klasisizmden; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şemsettin Sami gibi sanatçılar ise romantizmden etkilenmişlerdir.

Bu dönemde özellikle Fransız edebiyatının etkileri görülür.

Tanzimat Edebiyatı İkinci Döneminin Özellikleri

İkinci Abdülhamit’in basına sansür uygulaması bu dönem sanatçılarını toplumsal konulardan uzaklaştırmıştır.

Siyasi baskılardan dolayı sanat özgür değildir.

“Sanat, sanat içindir.” anlayışını benimsemişlerdir.

Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

Birinci dönemde arzulanan sade dil anlayışı ikinci dönem Tanzimat sanatçıları tarafından terk edilmiş ve ağır, sanatlı bir anlatıma dönülmüştür.

Siyasal ve toplumsal olaylar yerine, günlük olaylar işlenmiştir.

Şiirin konusu genişletilmiş; yokluk, hiçlik gibi felsefi düşünceler, ölüm, aşk, özlem gibi kişisel konular işlenmiştir.

Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

Batı’dan edebiyatımıza giren yazın türlerinde (roman, hikaye, tiyatro, vb.) l. Döneme göre başarılı örnekler ortaya koymuşlardır.

Şiirde romantizm, romanda realizm etkisi görülür.

Bu dönem sanatçıları daha çok realizm akımından etkilenmiştir.

Romanlarda kölelik, cariyelik gibi konular sıkça işlenmiştir!

Gazetecilik eski önemini kaybetmiştir.

Dönemin sonlarına doğru Recaizade Mahmut Ekrem ile Muallim Naci arasında yeni edebiyat -eski edebiyat tartışmaları yaşanmıştır.

Tanzimat Döneminde Roman ve Öykü

Tanzimat Dönemi öncesi Türk edebiyatında hikaye ve roman türleri yoktu. Olay kaynaklı eserler, daha çok mesnevi ve halk hikayeleri türünde yazılmıştır.

Tanzimat Dönemi’nde roman ve hikâyede konular sosyal ve tarihi olmak üzere ikiye ayrılır:

Sosyal konulu roman ve hikâyelerde Doğu-Batı çatışmasından doğan sosyal yıkımlar, bu yıkımların yarattığı bunalımlar işlenir.

Tarih konulu romanlarda ise devletin o zamanki kötü durumundan kaynaklanan umutsuzluk ile geçmişte kazanılmış başarılara sığınıldığı görülür.

Roman ve hikâyelerde iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür.

Roman ve hikâyelerde olayların gelişimi ya yazar ağzından anlatılmış ya da tesadüflere bırakılmıştır.

Roman ve hikâyeler öğütle biter, iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

Bu dönemin roman ve hikâyelerinde Batılı edebi akımların, özellikle klâsisizm, romantizm ve realizmin etkisi bulunur.

Yazarlar, roman ve hikâyelerin akışına müdahale ederek uzun ansiklopedik bilgiler verme uğraşını özenle sürdürürler.

Türk edebiyatında roman, çevirilerle başlamıştır. Bu alanda ilk eser, Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon adlı Fransız yazardan çevirdiği Telemak (les Aventures de Telemaque) adlı romandır.

İlk yerli roman 1872 yılında Şemsettin Sami’nin yayımladığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tır.

İlk hikâye ise Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivâyat isimli eseridir.

Romantizm akımının etkisi ile Namık Kemal’in yazdığı İntibah (ilk edebî roman) ve ilk tarihî romanımız olan Cezmi de dönemin önemli eserlerindendir.

Recaizâde Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı romanı bu dönemde romantizmden realizme geçişin ilk örneğidir. Eser, ilk realist romanımızdır.

Sami Paşazâde Sezai’nin yazdığı Sergüzeşt adlı roman da realist bir eserdir.

Nabizâde Nazım, Karabibik ile bu dönemde natüralist akımın temsilcisi olmuştur.

Sami Paşazâde Sezai’nin Küçük Şeyler adlı hikayesi de ilk realist hikâyemizdir.

Olaylar, genellikle günlük yaşamdan ya da tarihten seçilmiştir. Olayların yaşanmış ya da yaşanabilir olması önemsenmiştir.

Kölelik, cariyelik, yanlış Batılılaşma, esir ticareti… konuları işlenmiştir. 
Tanzimat romanlarında olayların geçtiği mekan genellikle İstanbul’dur.

Kahramanlar, çoğu zaman yaşamdan alınmış, doğal kişilerdir.

Kahramanlar, çoğu zaman bir görüşte âşık olurlar.

Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılmıştır.

Kişi tasvirleri de çoğu zaman olay içinde eritilmemiş; tersine, olayın akışı durdurularak, kişinin kaşı, gözü, saçı, vb. özellikleri teker teker anlatılmıştır.

Bu dönemde Şinasi klasisizm; Namık Kemal, Ahmet Mithat, Şemsettin Sami romantizm; Samipaşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem realizm; Nabizade Nazım natüralizmin etkisinde kaldılar.

Tanzimat Döneminde Şiir 

Bu dönemde biçim eski olup yeni konular işlenmiştir. Gazel, kaside, terkibibent gibi nazım şekilleri kullanılmış; konu olarak da ilk kez vatan, eşitlik, hürriyet işlenmiştir.

Divan şiirine göre şiirin konu alanı genişletilmiştir. Konu bütünlüğü esas alınmıştır.

Aruz ölçüsü kullanılmış, ancak bazı şairler hece ölçüsüyle birkaç deneme yapmıştır.

Dil ve anlatımda sadelik ilkesine uymak amaçlanmış ama uygulanamamıştır. Divan şiirindeki parça bütünlüğü yerine konu bütünlüğü esas alınmıştır. l. Dönemde daha çok toplumsal ve siyasal konular (vatan sevgisi, hürriyet, aşk, zulüm ve haksızlıklarla savaş, fen ve bilime saygı, adalet, ilerleme özlemi), ll. Dönemde bireysel konular işlenmiştir. 

“Toplum için sanat” ilkesi, birinci dönem; “sanat için sanat” ilkesi ise ikinci dönem sanatçıları tarafından uygulanmıştır.

Dilde sadeleşme amaçlanmış, ancak çok başarılı olunamamıştır.

“Göz için uyak” anlayışı benimsenmiştir. Tanzimat şiirinde “Aydınlanma Dönemi”nin etkisi görülür.

Bu dönemde ilk defa, şiirimizin kaynağı araştırılmış, Ziya Paşa şiirimizin kaynağını Divan şiiri olduğunu savunurken, Namık Kemal    
şiirimizin kaynağının halk şiiri olduğunu benimsemiştir.

Tanzimat Döneminde Tiyatro

Tiyatro türünün temelini Moliere’den yaptığı çevirilerle Ahmet Vefik Paşa atmıştır. Tiyatro gruplarına verdiği maddi ve manevi destekle bu türün yayılmasını sağlamıştır.

Tanzimat edebiyatı ile edebiyatımıza giren tiyatroda, tıpkı Tanzimat romanında olduğu gibi tarihi ve sosyal konular işlenmiştir.

Bu dönem tiyatro çalışmaları telif, tercüme ve adaptasyon olmak üzere üç gurupta toplanabilir.

Daha ziyade komedi türünde eserler yazılmış ve oynanmıştır.  Tiyatro eserlerinde üç birlik kuralına uyulur. Ancak Tanzimat’ın ikinci döneminde Abdülhak Hamit’in tiyatroları bunun dışında kalır.

Tiyatro eserlerinde iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür. Eserler, öğütle biter; iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

Bu dönemde tiyatro, halkı eğitmek için en faydalı araç olarak görülür.

Tanzimat Döneminde yayımlanan ilk tiyatro eseri Şinasi’nin yazdığı Şair Evlenmesi’dir. Bu eser 1860’ta Tercüman-ı Ahvâl gazetesinde yayımlanır. İki perdelik bir piyestir. Bu eserde görücü usulüyle evlenme eleştirilir. Şinasi eseri yazarken meddah geleneğinden yararlanmıştır.

İlk sahnelenen oyun ise Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre adlı eseridir.

Eserler Batı tekniğine göre yazılmış olsa da geleneksel Türk halk tiyatrosundan (karagöz, orta oyunu, meddah) yararlanılmıştır. Bu demektir ki Türk edebiyatında zaten tiyatro vardır: fakat Tanzimat’la birlikte bize gelen Batılı anlamda tiyatro; sahnesi olan, metne dayanan, dekor ve kostümle zenginleşen bir tiyatrodur.

Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’un çeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleri özellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro toplulukları, bu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum, Güllü Agop gibi Ermenilerin Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeye sebep oldu. Birçok Türk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır. Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göre olanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancı kadınlar ya da erkekler oynamışlardır.

 

Şu yazılar da ilginizi çekebilir

Halit Ziya Uşaklıgil Batılı Anlamda İlk Büyük Türk Romancı

 

Ömer Seyfettin Türk Öykücülüğünün İlk Büyük Ustası

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir