Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > ŞİİRLER - DÜZYAZILAR VE ÖZLÜ SÖZLER > Şiir > Söz Sanatları
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 24.02.09
umut ışığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-------------------
umut ışığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 849
Üyelik Tarihi : 26-09-2008
Bulunduğu Yer : izmir
Mesaj Sayısı : 304
Thanks: 1
Aldığım Teşekkür: 9
Tecrübe Puanı : 50
Tecrübe : umut ışığı will become famous soon enough
Söz Sanatları (Edebi Sanatlar)

.

E D E B İ S A N A T L A R

( SÖZ SANATLARI )


I. Mecaza Dayalı Söz Sanatları

* Mecaz (Değişmece)
* Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması, Düz Değişmece)
* Teşbih (Benzetme)
* İstiare (Eğretileme / Deyim Aktarmaları)
* Teşhis (Kişileştirme)
* İntak (Konuşturma)
* Kinaye (Değinmece),
* Tariz (Dokundurma, İğneleme)

II. Anlama Dayalı Söz Sanatları

* Hüsn-i Talil (Güzel neden bulma)
* Tecahül-i Arif (Bilip de bilmezlikten gelme )
* Tenasüp (Uygunluk)
* Leff ü Neşr
* Mübalağa (Abartma)
* Tezat (Karşıtlık)
* Tekrir (Yineleme)
* Telmih (Hatırlatma)
* Tevriye,
* İstifham (Soru sorma)
* İrsal-i Mesel
* Rücû
* Terdîd
* İktibas
* İham…

I. MECAZA DAYALI SÖZ SANATLARI

1) MECAZ ( DEĞİŞMECE )

Bir sözcüğün gerçek anlamlarından (temel ve yan anlamlarından) sıyrılarak, başka bir sözcüğün yerinde kullanılmasıdır. Sözcükler cümle içerisinde ya da en azından başka sözcüklerle öbekleşerek mecazlı anlam kazanır.
Deyimler, mecazlı öbeklerin en tipik örnekleridir. Atasözlerinde de mecaz bolca kullanılır.

Sözcüğe mecazlı anlam yüklenmesinde iki ana yöntem vardır:

A) Benzetmelerden yararlanılarak gerçekleştirilen anlam aktarmaları; bir başka deyişle "benzetme ilgisine dayalı" mecazlar
(Benzetme, eğretileme, kişileştirme, kinaye, tariz, abartma)

B) Benzetme dışı ilgilerle gerçekleştirilen mecazlar
(Mecaz-ı Mürsel, Ad Aktarması)
Her iki durumda da sözcüğün gerçek anlamından (temel ve yan) uzaklaşıp başka bir sözcüğün yerini alması, değişim söz konusudur.

ÖRNEKLER

* " Günler akıp gidiyor."
Akmak sözcüğü mecazlıdır. Günler, akıcı bir maddeye, örneğin bir suya benzetilerek mecaz gerçekleştirilmiştir."akıp" sözcüğü, değişmece yoluyla "geçip" sözcüğünün yerini almıştır.

* "O kadar susamış ki bardağı bir dikişte bitirdi."
Sözü edilen kişi bardağı değil, içindeki suyu içmiştir."bardak" sözcüğü "su" sözcüğünün yerini almıştır. Benzerlik söz konusu değildir.
İç - dış ilgisiyle mecaz gerçekleştirilmiştir.

UYARI

Mecazlı kullanımı ayırt etmenin bir yolu da, sözcüğün yeni kazandığı anlamın gerçekte mümkün olup olmadığına bakmaktır. Örneğin yukarıdaki kullanımlarda günlerin, gerçek bir su gibi akması mümkün değildir. Su içerken bardağın "bitmesi" şöyle dursun, bir zerresinin eksilmesi bile düşünülemez.

ÖRNEKLER

*"Duygularımız içimize sığmadı, "alkış" ve "bravo" larla dışarıya döküldü.
Duygular akıcı bir maddeye benzetilmiş,"sığmamak" ve "dökülmek" sözcükleri mecazlı kullanılmıştır.
* "Bu işçi biraz daha pişmek ister." (soyut; olgunlaşmak anlamında)
*Barış umutları yeşerdi." (soyut; oluşmak anlamında)
* "Serin ama tatlı bir ilkbahar akşamıydı." (soyut; hoş anlamında)
* "Olaylara bir de bu gözle bakmalısın." (anlayış anlamında)
* "Yeni idarecimizin davranışları hamdı." (tecrübesizlik )
* "Ölçülü davranışları vardı." (seviyeli)

DİKKAT!

Mecaz anlamlılıklar sözcük, deyim, argo ve atasözü düzeylerinde görülebilir:
* "Lodos soğuğu kırdı." (sözcük düzeyinde)

* "Onun ne zamandır kırdığı ceviz kırkı aşıyordu zaten." (deyim)

* "Seni görünce kirişi kırdı tabii." (argo)

* "Ana sorunumuz bu değil." (sözcük)

* "Borsada kaybedince kafayı yedi." (argo)

* "Bu boş kafalar gelişmemizi engelliyor." (sözcük)

* "Her işte kılı kırk yarardı." (deyim)
* "Ateş düştüğü yeri yakar." (atasözü)

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz

1. "Bildiğim kadarıyla o evine bağlı bir insandır."

2. "Babam:'Kalk, su getir.'dedi; kardeşim oralı olmadı."

3. "Bu acı olay hepimizi derinden etkiledi."

4. "Bakanın istifasından sonra yoğun bir koltuk kavgası başladı."

5. "Sizin böyle bir işte harcanmanızı istemem."

6. "Çocuğu çok sıkıyorlar."

7. "Ne diyelim, talih bizimle oynuyor."

8. "Hayatımda onun kadar tilki bir adam görmedim."

9. "Su testisi suyolunda kırılır."

10. "Hiçbir şeyi beğenmez; her şeye burun kıvırırdı."

11. "Taşıma su ile değirmen dönmez."

12. "Sanıyorum bu işte onun da parmağı var."

13. "Oturup dururken ne parlıyorsun, sana bir şey diyen mi var?"

14. "Ağzı süt kokan sanatçılar bile bize akıl vermek istediler."

15. "Biz ne dersek diyelim karşı duruyor, bildiğinden şaşmıyordu."

16. "Vatan borcu biter bitmez ordayım."

17. "Bu öğrenci diğerinden bir gömlek daha bilgili."


Argo Düzeyinde Mecaz: Toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı olarak belirli kesimlerce kullanılan ancak genel dilin içinde yer alan ve ondan türeyen özel dile argo denir.

Çok sövmek ……………kalaylamak
kolayca kandırılabilen………… keriz
hapishane …………………dam,delik,kodes,ka fes
esrar…………….. ot
öldürmek …………nallamak

2) MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI / DÜZ DEĞİŞMECE)

Benzetme ilgisi söz konusu olmadan, başka bazı ilgilerle, bir sözün başka bir söz yerinde kullanılmasıyla oluşturulan mecazlardır.

İç -Dış İlgisi

* "Anne, çamaşır kazanı kaynadı, gel!"
* "Üstünü çıkarıp yatağa uzandı."
* "Ne zamandır evde tencere kaynamıyor."
* "Bu depoyla Düzce'ye kadar gideriz."
* "Şofben yanıyordu."

Parça - Bütün İlgisi

* "O zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı."
* "Üniversitedeki kürsüsünde yıllarca çalıştı."
* "Motor gece karanlığında yükünü Bartın'a boşalttı."
* "Bu sahalarda nice altın ayaklar top koşturdu."

Neden - Sonuç İlgisi

* "Hay mübarek! Bereket yağıyor bereket!"
* "Bahar aylarında rahmet düşmezse ürün iyi olmaz."

Sanatçı - Eser İlgisi

* "Davetlilere piyanosuyla önce Çaykovski, sonra Mozart çaldı."
* "Şimdi de biraz Yunus Emre okuyalım mı?"
* "Pikapta Münir Nurettin dönüyordu."

Yer, Yön, Bölge, Çağ - İnsan İlgisi
* "Eve haber verip geleyim."
* "Batı ve Doğu, inanç ve felsefe yönünden hem birbirini etkilemiş hem birbirine uzak durmuştur."
* "Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."
* "Ankara bu notaya cevap vermekte gecikmedi."
* "Adresi bir de şu büfeye sorsak mı?"
* "Sizin işinizi şu masa halleder beyefendi."

Soyut - Somut İlgisi

* "Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı."
Somut bir varlık olan "Türk insanı, Türk milleti " yerinde, soyut olan "Türklük" kullanıldı.
* "Gençlik; kafası ve yüreğiyle toplumun güvencesidir."
"Gençler" yerine soyut olan "gençlik";"düşünce" yerine somut olan kafa;"cesaret,duygu" kavramları yerine somut olan "yürek" kullanıldı.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
1. "Ön sokakta yer yok, arabayı arkaya bırakınız."

2. "Çocuk kitapları birinci hamura basılmalı."

3. "Sen bu otobüsle git, ben Bartın'a bineceğim."
4. "Koştu yokuş aşağı, rengi atmış bir şapka."

5. "Depremden sonra Düzce geceyi sokakta geçirdi."

6. "Marmara'da her yelken
Uçar gibi neşeli."

7. "Tiyatroda oynamam konusunda bütün mahalle beni destekledi."

8. "Turistler bu tur için yeni lokomotifler yerine buharlıyı tercih ediyorlar."

9. "Koparıp öpmek için, basacağı toprağı
Bütün şehir bekliyor onu dizler üstünde."

10. "Türkiye, Tanzimat’la yüzünü Batı'ya çevirmişti."


3) TEŞBİH ( BENZETME )
Anlatımı güçlendirmek amacıyla, aralarında ortak nitelik bulunan iki varlık ya da kavramdan, ortak nitelik yönünden güçlü olandan zayıf olana aktarma yapılmasıdır.

Benzetmenin dört öğesi vardır:

1.Benzeyen ( B ) : Özellikçe zayıf olan
2.Kendisine Benzetilen ( KB ) :Özellikçe güçlü olan
3.Benzetme Yönü ( BY ) : Aktarılan özellik
4.Benzetme Edatı ( BE ) : gibi, kadar, sanki, güya, misal, andırmak…

Bunlardan ilk ikisi benzetmenin asıl öğeleridir. Benzetme yönü ve benzetme edatı yardımcı öğelerdir. Yardımcı öğeler kullanılmadan da benzetme gerçekleştirilebilir.
ÖRNEK " Cennet gibi güzel vatan "

Benzeyen: Vatan
Kendisine benzetilen: Cennet
Benzetme yönü: Güzel oluşu
Benzetme edatı: gibi

Bir benzetmede bu dört öğe her zaman bir arada bulunmayabilir.
Benzetme, kullanılan öğeler bakımından çeşitlere ayrılır:

1.Ayrıntılı (Tam) Teşbih: Dört öğesi de bulunan benzetmedir.

ÖRNEK
"Ah bu türküler, köy türküleri
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz. "

Benzeyen: Köy türküleri
Kendisine benzetilen: Ana sütü
Benzetme yönü: temiz ve candan olması
Benzetme edatı: gibi

2.Kısaltılmış Teşbih: Benzetme yönü bulunmayan benzetmedir.

ÖRNEK
"Kutu gibi bir dairede oturuyor."
Bir daire: Benzeyen
Kutu: Kendisine Benzetilen
Gibi: Benzetme edatı
Benzetme Yönü: Yok

3. Pekiştirilmiş Teşbih: Benzetme edatı bulunmayan benzetmedir.

ÖRNEK "Bir siyah kadındır kaldırımlarda gece "
Gece: Benzeyen
Bir kadın: Kendisine benzetilen
Siyah: Benzetme yönü
Benzetme edatı: Yok

"Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler "
B BY KB

4.Yalın Teşbih (Teşbih-i Beliğ) : Benzeyen ve kendisine benzetilenle yapılan benzetmedir.

ÖRNEK " Gül tenli sevdiğim "
KB B
" Selviler içinde bir alevdir Emir Sultan "
KB B
"Unutmakta haklısın kömür gözlüm/Haklısın… Bu sözüm sana sitemdir"
KB B

UYARI !

Tam teşbihte mecaz yoktur. Çünkü bütün sözcükler gerçek anlamlarını korumaktadır. Benzetme kısaldıkça anlatım güçlenmekte, mecaz havası oluşmaktadır. Mecaz, pekiştirilmiş benzetmede başlar, teşbih-i beliğde iyice güçlenir.

Aşağıdaki örnekleri bu açıdan inceleyiniz.
"Annem melek gibi temiz ruhlu bir insandı.” (Tam Teşbih var; ama mecaz yok)
"Annem iyilikte, bir melekti." Pekiştirilmiş benzetme, mecaz var; çünkü"anne" aslında melek değildir;"melekti" sözcüğü mecazdır.)
"Melek annem, cennete doğru yola çıktı." ("Melek annem" sözü teşbih-i beliğdir. Mecaz iyice güçlenmiştir. Özellikle "melek" sözünde yoğun bir mecaz anlam vardır.)

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1."Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler, yaz kış ışıl ışıldır."

2."Bütün gece vagondan vagona un çuvalları taşımış hamallar gibiyiz."

3."Büyük sahra denen bu kum denizinde daha günlerce hamallık edeceğiz."
UYARI!

Benzetmelerde "benzemek, andırmak, dönmek" gibi fiiller ve bunlardan türetilmiş fiilimsiler edat yerinde kullanılabilir.
"Saçların tarumar, gözlerinde nem/Ateşe benzerdin, küle dönmüşsün."
KB BE KB BE
"Tepegöz gök gürültüsünü andıran bir sesle kükredi."
B KB BE BY
4."Erciş sapağında, Van Gölü mavi bir çarşaf gibi önüme serildi."

5."Beş altı araba, gelin alayı gibi sıralandı."

6."Fırtınada bir deniz feneri kadar yalnızdım."

7."Rujlu dudakları açık bir yarayı andırıyordu."

8."Köpek leşi gibi uyuyor şehir."

9."Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü…"

10."İyi sözler söylenmiş bir kadın gibi güzelleşiyor dünya."

11."Sürüklenen bir kış ölüsüdür zaman."

12."Biliyorum / Şiir bir pencere kuşudur."

13."İnsan bir ormandır derdim sana hep."

14."Bir bakışı vardı Esma'nın / Kavak yelleri gibi pırıl pırıl."

15."Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım."

16."Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik."

17. "Durmuş bir saat gibiydi durup geçmeyen zaman."

18. "Şiir bir cennet bahçesi / Girmeyene anlatılmaz."

19. "Gözlerimiz kurşun, elimiz bıçak/Severek öldürdük güzellikleri."

20. "Garibanlar yolunuyor kaz gibi/Hangi kuşun neresini yazayım."

21. "Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi."


22. "Acep beni anar m'ola / O kaşları keman şimdi."


23. "Ve çobanlar gibi dallar yaktık."

24. "Kul Mustafa karakolda gezerken /Gülle kurşun yağmur gibi yağarken."

25. "Yıldız gibi doğdukça güzel her akşam."

26. "Gözleri çıkarılmış bir âmâ gibi evler."

27. "Ben kendi varlığı içinde taşan / Uçsuz bucaksız bir denizim."


4) İSTİARE (EĞRETİLEME)
Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek yapılan benzetmeye istiare denir.
İstiare, bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması olarak da tanımlanabilir.
"Yuvayı yapan dişi kuştur."
Bir atasözü olan bu cümlede,"kadın", "dişi kuş"a benzetilmiş, ancak benzeyen (kadın)
kullanılmamıştır. Bu bir istiaredir.

İstiareler ikiye ayrılır:

* Açık İstiare: Sadece kendisine benzetilen kullanılır.
* Kapalı İstiare: Sadece benzeyen kullanılır.

ÖRN. "Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?"
Şakaklardaki beyazlık kar'a benzetilmiş. Ancak benzeyen kullanılmamış. Bu, açık istiare örneğidir.
ÖRN. "Çatma kurban olayın çehreni ey nazlı hilâl!"
Şair, bayrağı kaşlarını çatmış bir insana benzetiyor; ancak "insan" (kendisine benzetilen) dizede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen öğesi kullanılmış. Bu, kapalı istiare örneğidir.

NOT: Kapalı istiarelerde yalnız Benzeyenin (özellikte zayıf olanın) kullanıldığını biliyoruz. Bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilenin özelliklerinden (benzerlik yönünden) bazıları da ipucu olarak kullanılır.

ÖRN. "Çocuklar okula doğru adeta uçuyorlardı."
Çocuklar "kuş"a benzetilmiş,"kuş" değil uçmak eylemi kullanılmıştır.

ÖRN. "Gözlerinden uyku akıyordu."
"Uyku" akıcı bir maddeye (mesela suya) benzetilmiştir."Akıyordu" eylemi ipucu olarak kullanılmıştır.

NOT: Teşhis (Kişileştirme),insan olmayan varlıklara insan niteliği kazandırma, insana ait özellikleri o varlıklara mal etme, insandan diğer varlıklara aktarmadır. Her teşhiste, bir kapalı istiare vardır; çünkü bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilen bir insandır ve söylenmemiştir.
Her Kapalı İstiarede ise Teşhis yoktur.

ÖRN. "Boynu bükük buğdaylar, yağmur özlemiyle gökleri gözlüyorlardı."

Burada TEŞHİS ve KAPALI İSTİARE vardır."Buğdaylar" insana benzetilmiş;
"özlem çekmek","gözlemek" gibi özellikleri buğdaya mal edilmiştir.


ÖRNEKLER
* "Derinden derine ırmaklar ağlar / Uzaktan uzağa çoban çeşmesi."
B: Irmaklar ve çoban çeşmesi KB: İnsan(?) BY: ağlamak(ipucu)
(Kapalı İstiare)

* "Gece akıp gitti / Çevirin gündüzün sayfalarını."
B: gece KB: akıp giden bir madde, su (?) BY: akmak(ipucu)
( Kapalı İstiare)

* "Gülüm beni terk edecek / Hasretiyle öldürecek."
B: sevgili (?) KB: gül
(Açık İstiare)

* "Nice dolaşık yolları çözdüm bıraktım."
B: yollar KB: ip, ip yumağı (?) BY: dolaşık, çözmek (ipucu)
(Kapalı İstiare)

* "Gönül her çiçekten bal almak ister / Kırıldı kanadı. Uçamaz oldu."
B: gönül KB: arı (?) BY: çiçek, bal almak ve kanadı kırılmak(ipucu)
(Kapalı İstiare)

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller."
B: KB: TÜR:
2. "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor."
B: KB: TÜR:
3. "Bir med günü gökyüzü kurşunla örtülü."
B: KB: TÜR:
4. "İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece."
B: KB: TÜR:
5."Can kafeste durmaz uçar / Dünya bir han konan göçer."
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
B: KB: TÜR:
6. "Yüce dağların başında salkım salkım olan bulut."
B: KB: TÜR:
7. O kızıl zafer kartalının / Çankaya'da kurulmuş yuvası."
B: KB: TÜR:
8. "Güneş, denizin mavi sularında saçını yıkıyordu."
B: KB: TÜR:
9. Kurban olam kurban olam / Beşikte yatan kuzuya."
B: KB: TÜR:
10."Yeşil kurbağalar öter göllerde / Kırıldı kanadım kaldım çöllerde."
B: KB: TÜR:
11."Yürüyordum, ağlıyordu ırmaklar."
B: KB: TÜR:
12."Havada bir dost eli okşuyor elimizi."
B: KB: TÜR:
13."Yüce dağ başında siyah tül vardır."
B: KB: TÜR:
14."Sabahtan uğradım ben bir fidana."
B: KB: TÜR:
15."Mor menekşe boyun eğmiş / Yapracığı suya deşmiş."
B: KB: TÜR:
16."Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor."
B: KB: TÜR:
17."Birçok seneler geçti dönen yok seferinden."
B: KB: TÜR:
18."Semanın kandilleri yanmıştı."
B: KB: TÜR:
19."Durur tekbir alır dağlar / Döner dağlarda kartallar."
B: KB: TÜR:
20."Vatan ufkundaki en güzel çeyiz
En şanlı süs, baktım yarıya çekildi."
B: KB: TÜR:
21."Uzak dağlarda kaybolmuş bir bulut/Rüzgârın bir unutkanlığıdır."
B: KB: TÜR:
22."Yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü."
B: KB: TÜR:
23."Saçlarıma yıldız düşmüş koparma anne."
B: KB: TÜR:
24."Görünmez kanatlarıyla hatıralar / Camlara çarpıp duruyor."
B: KB: TÜR:
25."Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!"
B: KB: TÜR:
26. "Gökyüzü sarsılıp köpürüyor, camlara saldırıyor."
B: KB: TÜR:
27. "Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin."
B: KB: TÜR:
28. "Ufuklar merhametsiz, rüzgârlar hoyrat
Yok artık can verdi aydınlık mevsimler."
B: KB: TÜR:
29."Dağlara yaslanıp yatan güneşi/Yaralı, hastadır, yorgundur sandım."
B: KB: TÜR:
30. "Bir ateş düştü canıma / Yanarım kimseler bilmez."
B: KB: TÜR:

5) TEŞHİS ( KİŞİLEŞTİRME )

İnsana ait özelliklerin insan olmayan varlıklara mal edilmesiyle gerçekleştirilen mecazlı bir anlatım özelliğidir. Bazen benzetme çoğu zaman da kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilir.

ÖRNEKLER

* "Sevincinden ağlayan, gülen, haykıran rüzgâr
Kalplere sevinç, umut ve inanç getiriyor."
Rüzgâr, insan gibi sevinmekte, sevincinden ağlamakta, gülüp haykırmaktadır. Böylece kişileştirme gerçekleştirilmiştir. Kendisine benzetilen "insan" söylenmediği,gülmek,ağlamak,se vinmek,haykırmak gibi insana ait özellikler 'benzetme yönleri' belirtildiği için kişileştirme, kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilmiştir.
* "Rüzgâr, bir insan gibi sevincinden ağlıyor, gülüyor, haykırıyordu."
Denirse benzeyen de kendisine benzetilen (insan) de belirtildiği için kişileştirme, benzetme şeklinde gerçekleştirilmiş olur.
* "Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar."
İkinci dizede, insanın 'ağlama' özelliği 'dere'ye aktarılmış, dere kişileştirilmiştir. Aynı zamanda kapalı istiare yapılmıştır.
* "Ben öpmeden önce yanaklarını/Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün."
Teller, tüller, duvaklar' kişileştirilmiştir.
* "Besbelli her saat artar kederi/Belki de yüreği yara dağların."
İnsana ait 'yüreği yaralı' ve 'kederli' olmak dağlara verilmiştir.
*Bir yağmur başlar ya inceden ince/Bak o zaman topraktaki sevince."
'sevinmek' özelliği toprağa verilmiştir.
*"Renkler başkalaştı gün ortasında/Koyu bir karanlık öptü denizi."
'öpmek' özelliği karanlığa mal edilmiştir.
* "Bir bulut gezer yayla yayla Anadolu'yu
Bir baştanbaşa selâm götürür."
'selâm götürmek' özelliği buluta verilmiştir.
* "Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik
İşte yakalandık, kelepçelendik."
Şair, kendisine dik dik baktıklarını söyleyerek 'aynaları' kişileştirmiştir.
* "Kuşlar, senin uzak diyarlara gittiğini söylediler bana."
'Kuşlar' konuşmaktadır, kişileştirme yapılmıştır.
* "Konunun hassasiyeti nedeniyle kalemimin çok temkinli hareket ettiğini okurların fark etmişlerdir."
'kalem' insan gibi temkinli, tedbirli, ölçülü hareket ediyor.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1. "Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınaya dönüşüyordu deniz."

2. " Dans eden kelebekler, şarkı söyleyen kuşlar,göz kırpan çiçekler vardı o yerde."

3. "İçmiş gibi geceyi bir yudumda / Göğün mağrur bakışlı bulutları."

4."Dinle yolcu bu su onun sesidir/Sinsi adımlarla akşam yürüyor."

5. "Rüzgâr uyumuş, ay gülüyor; her taraf ıssız."

6. "Yeditepe üstünde zaman bir gergef işler."

7. "Çukurova bayramlığın giyerken."

8. "Bir balık ağlıyordu / Denizde / Başını yaslamış / Ufacık bir yosun parçasına."

9. "Dinmiş denizlerin şarkısı, rüzgâr uymakta
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta."

10."Yeşil sedirlerde dinlenir huzur."

11. "Mavi tulumbayla gülümser evim."

12. "Çocukluğum oynar serin avluda."

13. "Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız."

14. "Ay suda bestelerken en güzel şarkıyı
Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı."

15. "Akdeniz'in dalgaları cilveli / Akdeniz'dir denizlerin güzeli."

16. "Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti, eli kolu bağlıydı, ağlıyordu."

6) İNTAK ( KONUŞTURMA ) : İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları konuşturma sanatıdır.
Konuşturma, kişileştirmeden sonra gelir. Varlık önce kişileştirilir, gerekirse konuşturulur.

ÖRNEKLER

Ben bir ayrıkotuyum
Ne buğday amcam, ne pirinç dayım
Mısırla akraba bile değilim
Bir yeşermeye göreyim
Kızmasınlar halim duman
Canıma kastederler yapabilseler
Ama nafile kurumam."

Ayrıkotu konuşturulmuştur.

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap /
Böyle emreylemiş Çalap (Tanrı)
Derdim vardır inilerim.
Dolap dile gelmiştir.

* "Adam elini uzattı; tam onu koparacağı sırada, mor menekşe:'Bana dokunma!' diye bağırdı."

Küçük bir çeşmeyim yurdumun
Unutulmuş bir dağında
Hiç kesilmeyecek suyum
Yıldızların aydınlığında
Boyuna akar dururum."
Verilen parçada "çeşme" insan gibi konuşturuluyor.

* "Akıl ersin, ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana."

UYARI !

Konuşturulan varlıklar kişileştirildikleri için kullanılan her intak sanatıyla birlikte teşhis sanatı da yapılır; ancak yapılan her teşhiste intak sanatı yoktur.

Ey benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
'İçim oyuk derdim büyük
Ben anınçün inilerim

*Yıldızlar sönsün',diyerek bağırdı karanlıktan sümbül."


7) KİNAYE ( DEĞİNMECE )
Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir. Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden; karşıdakini incitmeden iğnelemede,hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır.
Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.

ÖRNEKLER

* "Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder."
* "Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez."
* "Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı."
* "Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı."
* "Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere."
* "Böyle yürürseniz mahalleye yatsıya varırsınız."
* "Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir."
* "Eh, bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız." ÖSS
* "Ey benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin
-İçim oyuk derdim büyük
Ben onun'çün inilerim."
* "Ben toprak oldum yoluna
Sen aşırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?"
* "içinizde en yürekli olan gelsin."
* "Yokuş çıkmayı göze almayanlar hep çukurda kalır."
* "Atılan ok geri gelmez."
* "Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzüne karşı tükürür."
* "Karşısında ağzımı açamadım ki."

8) TARİZ ( DOKUNDURMA / SİTEM / İĞNELEME )

Sözcük anlamıyla "dokundurma","taşlama","ta ş atma" demektir. Terim olarak; bir sözün görünürdeki anlamının tam tersi amaçlanarak kullanılmasıyla gerçekleştirilen mecazlı anlatımdır. Kinayedekinden
daha keskin alay ve eleştiri içerir. Yazıda tariz, bazen parantez içerisinde ünlem ( ! ) işaretiyle belli edilir.

ÖRNEKLER

* "Bazı sevgili dostlarımın ( ! ) benim için karpuz kabuklarının en kayganlarını hazırladıklarını biliyorum."
* "Adamınız, Allah için, gerçekten ustaymış; onun eli değeli bizim makine kararsızlığı bıraktı; artık hiç çalışmıyor."
* "Kefil olduğunuz gece bekçisi hakikaten güvenilir çıktı; üç gün sonra bizim kasayı yüklenip kayboldu."
* "Benim oğlum çok cesurdur canım, horozdan korktuğuna bakmayın."
* "Çayın nefis olmuş, kabak suyu gibi."

UYARI
Dokundurmaca anlamını çözebilmek için, sözün nasıl bir durum için, hangi ortamda kullanıldığına; varsa, diğer cümlelere dikkat etmek gerekir.
* "Ne kadar kültürlü olduğu ( ! ) yazılarından belli."
* "Beni ne çok sevdiğini ( ! ) biliyordum zaten; iki yıl sonra telefon etmek zahmetine girerek bunu kanıtladın."
* "Ne kadar eli açık olduğunu gördünüz değil mi? Derneğe tam bir lira bağışladı."
* "Bu ne kudret ki Elifba’yı okur ezberden."
* "Aferin oğlum Ahmet / Bu yolda devam et /
Herifçioğlu Sen Mişel'de koyuvermiş sakalı
Neylesin bizim köyü / Nitsin Mahmut Makal'ı."

UYARI

Tariz ile kinaye karıştırılmamalıdır. Tarizde sözün gerçek ya da mecaz anlamda kullanılmasından çok, karşıt anlamı önemlidir. Kinayede ise sözün her iki anlamının bir arada kullanılıp kullanılmadığına
bakılır.

9) HÜSN-İ TALİL ( GÜZEL NEDEN BULMA )
Herhangi bir olayı gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedene bağlayarak açıklama sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Sen gittin yaslara büründü cihan
Soluyor dallarda gül dertli dertli"
Şair, "akşamın gelişini" ve "gülün solmasını", "sevgilinin gidişine bağlamıştır. Böylece gerçek neden yerine hoşa giden, hayali bir neden bulmuştur.
* "Güzel şeyler düşünelim diye
Yemyeşil oluvermiş ağaçlar"
Şaire göre ağaçlar, insanların mutlu olmasını, güzel şeyler düşünmesi için yemyeşil olmuştur. Bu ağaçların yeşil olmasının gerçek nedeni değildir. Şair gerçek nedeninin dışında daha güzel ve etkileyici bir neden bulmuştur.
* "Renk aldı özge ateşimizden şerâb ü gül
Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün"
ŞERAB : şarap , PEYMANE : kadeh , GÜLZÂR : gül bahçesi
Bu dizelerde şair, şarabın ve gülün rengini ( kırmızılığını ) kendi içindeki ateşten geldiğini belirtiyor. Böylece şarabın ve gülün kırmızılığını gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedenle açıklıyor.
* "Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına"
Akıncıların yeni ülkeler fethetme isteklerinin nedeni olarak, şair atlarına yeni bir ülkede yem vermek isteyişlerini gösteriyor. Oysa fetihlerin asıl amacı toprak kazanmaktır.
* "Sen yoksun hiçbir şey yok
Güneşin rengi
Ağustos yıldızlarının sıcaklığı
Karanfil kokusu"
Şair, karanfil kokusunun ağustos yıldızlarının sıcaklığının, güneşin renginin olmayışını gerçekçi bir neden değil de sevdiğinin yok oluşuna bağlıyor.
* "Müzeyyen oldu reyâhin bezendi bağ -ı çemen
Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece"
MÜZEYYEN OLMAK: süslenmek, REYÂHİN: fesleğenler
Şair, "Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi, meğer sevgili bu gece geleceğini bildirmiş." diyor. Bahçenin süslenmesini sevgilinin geleceği haberine bağlıyor. Halbuki bahçenin güzellik kazanması mevsimle ilgilidir.
* "Hâk - i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa urup gezer âvâre su"
Irmakların dağ taş aşarak ( başını taştan taşa vurarak ) akıp gidişi, Hz. Peygamberimizin ayak bastığı topraklara ulaşmak nedenine bağlanıyor.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz

1- "Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar"
2- "Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak."
3- "Ey sevgili sen bu ilden gideli yaprak döktü ağaçlar, soldu gökyüzü."
4- "Sen gelince güller açar bahçemde / Bahar güler kahkahayla."
5- "O çay ağır akar yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem"
6- "Bir düğün havası eserdi mahallemizde
Kayısı ağaçları gelin olunca"
7- "Gök ağladı gün boyun sen gidince"
8- " O kadar yürekten çaldı ki / Türküler aşındırdı kavalı"
9- "İşim gücüm budur benim / Gökyüzünü boyarım her sabah
Hepiniz uykudayken / Uyanır bakarsınız ki mavi"
10-"Gün senin için doğuyor, senin için
Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında"

10) TECÂHÜL - İ ÂRİF ( BİLMEZLİKTEN GELME )

Bir anlam inceliği yaratmak ya da nükte yapmak için, şairin, çok iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecâhül -i ârif denir.

ÖRNEKLER

* "Yılın ilk karı yağdı
İyice kısaldı günler
Ölülerimiz üşür mü ki?"
Son dizede şair ölülerin üşümediklerini bildikleri halde,sorudan yaralanarak bu durumu bilmezlikten geliyor.
* "Sözü yazdımdı da kalmış öbür entaride
Vaadiniz bûse mi vuslat mı unuttum ne idi"
VAAD: herhangi bir konuda söz vermek,
BUSE: öpücük,
VUSLAT: kavuşma
Şair, sevgilisinin kendisine buse mi vuslat sözü mü verdiğini unuttuğunu belirterek bildiği bir gerçeği bilmezlikten geliyor.
* "Ey şûh Nedimâ ile bir seyrin işittik
Tenhaca varıp Göksu'ya işret var içinde"
ŞÛH: çılgın, TENHACA: gizlice, İŞRET: yeme içme
Bu beyitte, sevgili ile Göksu'ya gezmeye giden de Nedim,bunu başkasından işitmiş gibi söyleyen de Nedim'dir.
* "Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su"
( Bilmiyorum, dönen kubbe "gökyüzü" kendiliğinden mi su rengindedir; yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır. )
Fuzuli bu beytinde, gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmediğini söyleyerek, döktüğü gözyaşlarının gökleri kaplaması nedeniyle böyle olabileceği ihtimalini ileri sürüyor. Doğal olarak şairin gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmemesi imkânsız; fakat böylece ne kadar çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş olduğunu nükteli bir tarzda belirtmiş oluyor. Bu beyitte tecahül-i arif ile mübalağa da vardır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım"
2- "Dün gece yoktu ki / Bu dağ buraya nasıl gelmiş? "
3- "Çördükler, cevizler, iğdeler
Gidin bakın gölgeleri orda mı? "
4- "Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
Benim Allah'ım bu çizgili yüz? "
5-Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer? "
6- "Arzu dolu, yaşamak dolu
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan? "
7- "Su insanı boğar, ateş yakarmış
Her doğan günün bir dert olduğunu
İnsan bu yaşa gelince anlarmış."

11) MÜBALAĞA ( ABARTMA )

Bir özelliğin ya da durumun olduğundan daha çok gösterilmesidir. Abartmanın oluşması için, söz konusu özelliğin, mantığın sınırlarını zorlayacak biçimde büyütülmesi gerekir. Böylece mecaz da oluşur.

ÖRNEKLER

* "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer"
Bu dizelerde "atalarının gökten inerek, şehit olan askerlerin alnını öpmesi " istenmektedir. Şair bunun gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu bildiği halde sözün etkisini artırmak için abartmaya gitmiştir.
* "Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat Arş'a kanatlandık o hızla "
Akıncıların atları öyle hızlı koşmaktadır ki hızlarını alamazlar ve binicileriyle yerden yedi kat Arş'a yükselirler. Burada olmayacak bir durumun anlatımı vardır.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle"
2- "Ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir savrulur enkaz-ı beşer"
3- "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda"
4- "Âlem sele gitti gözüm yaşımdan."
5- "Akdeniz'in dalgası gönlüm kadar taşmadı."
6- "Her damlada bir umman var / Yüzdüm, yüzdüm tükenmiyor. "
7- "Sürsün baş başa bu yolculuk / Sayıları delirtecek mesafelere."
8- "Farz et denize çıktım / Su biter, derdim bitmez."
9- "Yahu, o haritadaki denizi görse boğulur."
10- "Gökte yanan güneşi; koparıp tan yerinden
Elimizde meşale gibi taşımaktayız."
11- "Aşkınla tutuştum yandım / Gör beni neyledi sevdan."
12- "Bir ah çeksem dağı taşı eritir."
13- "Derdimi döksem ben Karadeniz'e
Kırım sahillerini sel tufan alır."
14- "Ölçüyü yitirdik tümden / Yüzükler kemer oldu ha! "
15- "Aşk çekici değdi örse / Durmam gayrı dünya dursa. "
16- "Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı. "
17- "Sizi yıkarım dağlar / Yâre zarar gelirse."
18- "Bu dertten demir çürür / Bilmem nasıl dayandım."
19- "Deniz mürekkep olsa / Yazılmaz benim derdim."
20- "Zâlım yârin elinden / Gözyaşım sele döndü. "

12) TEZAT ( KARŞITLIK )

İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak "Gece uyurum, gündüz çalışırım." demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt iki kavramdır, düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında
değil, düşüncenin zıtlığındadır.

ÖRNEK

* "Meyhâne mukassi görünür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde"
Nedim'in bu beytinde meyhanenin hem sıkıntılı hem de ferah ve latif olduğu söyleniyor. Akla ve mantığa uygun bir şekilde, bir varlığın birbirine zıt özellikleri bir arada söylenmiş oluyor.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
1- "Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz."
2- "Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü
Kar değil gökyüzünde yağan beyaz ölümdü."
3- "Ben de gördüm güneşin doğarken battığını
Esrarlı bir bakışın gönlü kapattığını."
4- "İbadet eylerim, namaz kılmam
Temizlik severim, lekemi silmem
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk kârım var."
5- "Görmediğim şeyi asla sezemem /Korku bilmem hiç yalnız gezemem
İcap etse kendi adımı yazamam / Kâtiplikte gayet iştiharım var."
İŞTİHAR: meşhur olmak, ün salmak
6- "Gülen çehremi görüp / Sanmayın beni bahtiyardır
Her kahkahanın içinde / Bir damla gözyaşı vardır."
7- "Bir kız vardı yok gibi öyle güzel!"
8- "Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Halbuki hepimiz hayattayız."
9- "Nedir benim bu çilem
Hesap bilmem
Muhasebe memuruyum."
11-"Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten."
12-"Rüzgâr eser dallarımız atışır
Yas ile sevincim yıkışır dağlar."
13-"Kara gözlerinin beyaz feneri olayım."
14-"Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?"
15-"Ben de gördüm güneşin doğarken battığını."

13) TELMİH ( HATIRLATMA )
Söz sırasında, herkesçe bilinen bir olayı geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye, bir inanca… İşaret etmeye, onu anımsatmaya telmih denir. Çağrışıma dayanan bu sanatta anımsatılan şey uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle ifade edilir. Telmihte, anlatılan duygu ile işaret edilen olay arasında gizli bir benzetme söz konusudur.

ÖRNEKLER

* "İnsanız, en şerefli mahlukuz / Deyip de pek fazla
Övünmemiz haksız / Atamız elma çaldı cennetten
Biz o hırsızların çocuklarıyız."
Şair, "Atamız elma çaldı cennetten" dizesiyle okuyucuya Adem ile Havva'nın cennetten kovulmasına neden olan olayı anımsatmakta ve telmih sanatına başvurmaktadır.
* "Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi."
Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla savaşan Mehmetçikleri Bedir Savaşı'ndaki Hz. Peygamberimizin askerlerine benzetiyor ve bu olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor.

* "Ey dost senin yoluna / Canım vereyim Mevlâ
Aşkını komayayım / Od’a gireyim Mevlâ"
Son dizedeki "ateş" anlamına gelen "od" sözcüğü, Hz. İbrahim’in ateşe atılmasına ve ateşin gül bahçesine dönmesine telmih vardır.
* "Gökyüzünde İsa ile / Tur dağında Musa ile
Elindeki asa ile / Çağırayım Mevlâm seni"
Birinci dizede "Hz.Îsâ'nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede "Hz. Musa’nın Tur-ı Sina dağında Allah ile konuşması " olayına ve üçüncü dizede de yine "Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla
gösterdiği mucizelere telmih vardır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Şuh Şirin'ler yüzünden dağ delen Ferhat'lar
Aslıhan'lardan yanan Âşık Kerem'ler görmüşüz."
2- "Sultan Süleyman'a kalmayan dünya
Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün."
3- "Ekmek Leyla oldu dostlarım / Mecnûn oldum peşi sıra giderim."
4- "Vahdetün şarabından / Bir cur'a nûş edeyin
Enel-Hak çağıruban / Dâra gireyin Mevlâ"
5- "Sabâ Mesîh- dem olub bahârdan bu gece
Hıtâ'ya benzedi gülşen nigârdan bu gece
SABÂ .hafif ve tatlı esen rüzgâr, MESÎH :Îsâ peygamberin lakabı
HITÂ : Çin'in kuzeyinde ceylanları dolayısıyla mis gibi kokan ülke
(Misk.ceylanların göbeğinden çıkarılan güzel bir kokudur.)
GÜLŞEN :gül bahçesi

NOT: Bu beyitteki diğer söz sanatlarını da inceleyiniz.(Teşbih,tenasüp, kapalı istiare, Hüsn-i Talil )

14) TEVRİYE ( İKİ ANLAMLILIK )

Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen ( yakın ) anlamında değil de uzak anlamını kastederek kullanmaya denir.
Tevriyeli kullanılan sözlerin iki anlamı da gerçek anlamdır. Tevriyede mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinayeden ayrılır.

ÖRNEKLER

* "Bu kadar letafet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek"
İkinci dizede "ben" tevriyeli kullanılmıştır. Yakın anlamı, vücuttaki siyah kabartı; uzak anlamı ise, I. Tekil kişi.
* "Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"
Şair, "Bâkî" sözünü tevriyeli kullanmıştır. Yakın anlamı,şairin adı; uzak anlamı ise,edebî, sonsuz.
* "Gül gülse dâim ağlasa bülbül aceb değül
Zira kimine ağla demişler, kimine gül "
Yakın anlamı, gülme eylemi; uzak (amaçlanan) anlamı gül çiçeği.
* "Bir delikanlı haramîdir deyü afv ettiler
Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarâb "
Asma, söylenen anlamıyla asmak eylemi; amaçlanan anlamıyla da üzümdür.
* "Koyup kaldırmada ikide birde
Kazan devrildi, söndürdü ocağı"
ocak,ateş yakılan yer; Yeniçeri Ocağı
* "Bana Tâhir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zirâ
İtikatımca kelp tâhirdir.
Tâhir, söylenen anlamı temiz demektir; amaçlanan anlamı ise Tâhir Efendi'dir.
* "Bâkî çemende hayli perîşan imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
"rüzgâr" sözcüğü hem yel hem de zaman anlamıyla tevriyeli kullanılmıştır.

15) TENASÜP ( UYGUNLUK )

Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır. Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması tenasüp değildir. Divan şairleri, tenasüp sanatında, türlü bilim terimlerini, mitoloji,
tarih ve mesnevi kahramanlarını, hayvan, bitki ve çiçek adlarını bol bol kullanmışlardır.

ÖRNEKLER
* "Mest olupdur çeşm ü ebrûnun hayâlinde imam
Okumaz mihrâbda bir harf-i Kur'an'ı dürüst"
* "Suya versin bâğban gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su"
* "Koyuldu rengi köpüklerde karın
Işıklar kesildi sularda.
Akşam mı bu gelen güneş mi batacak?
Benim bir güzel var beklediğim
Coşan dalgaları kucaklayacak."
* "Lâleyi,sümbülü gülü hâr almış
Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış."

16) LEFF Ü NEŞR ( SIRALI AÇIKLAMA )

Genellikle bir beyit içinde, birinci dizede birkaç şeyi anlattıktan sonra, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşıtlıkları belirtmeye Leff ü Neşr denir. Bu sanat düzyazıda da görülebilir. Teşbih ve istiare ile yakından ilgili olan bu sanat, ilk dizede söylenenlerin ikinci dizede düzenli ya da düzensiz açıklanışına göre ikiye ayrılır.

ÖRNEKLER
* "Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
* "Sen bana en sadık arkadaştın
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın
Beni kıskandırıp durmalı mıydın?"
* "İşte gördüğünüz üzere, savaş ve barışa işaret olarak, bir elimizde kan dökücü mızrak, bir elimizde de zeytin dalı var; ikisinden birini seçerek kabul buyurunuz."
* "Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar."
* "Bakışların kor ateş / Duruşun durgun su
Biri yakar, biri boğar."
* "Ârızın yâdıyla nemnâk olsa müjgânım nola
Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su

* "Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz."

17) TEKRİR ( YİNELEME )

Sözün etkisi güçlendirmek için sözcük ya da söz grubunu yineleme sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Ey varlığı varı var eden var !
Yok yok sana yok demek ne düşvar."
* "Kimsesizim kimsem yoktur herkesin var kimsesi
Kimsesiz kaldım meded kıl kimsesizler kimsesi."
* "Kapalı Çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
Kapalı Çarşı içinde öfke ve af çarşıları."
* "Bu yağmur…Bu yağmur…Bu kıldan ince
Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur
Bu yağmur…Bu yağmur…Bir gün dinince
Aynalar yüzümüzü tanımaz olur."
* "Hepsi gider, bu kubbede kalacak
Âşık sesi, şair sesi, er sesi
Bizi bundan sonra sarıp alacak
Tanrı sesi, sanat sesi, yâr sesi"
* "Kaldırımlar, ıstırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içinde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır. "

18) İSTİFHAM ( SORU SORMA )

Sözü, cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek için soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Hani o, bırakıp giderken seni / Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi / Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime / Uçacak sanırım birkaç kelime
Bir alev halinde düştün elime / Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?"
Şair, birinci dörtlüğün ikinci ve dördüncü,ikinci dörtlüğün son dizesinde soru sorma yoluna gitmiştir. Ancak bu sorular cevap gerektirmemektedir.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
1- "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ "

2- "Bana kara diyen dilber / Gözlerin kara değil mi ?"

3- "Olur mu dünyaya indirsem kepenk
Gözyaşı döksem Nuh Tufanı'na denk ?"

4- "Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan muradım şem'i yanmaz mı

19) ALİTERASYON ( SES YİNELENMESİ )

Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesine aliterasyon denir.

ÖRNEKLER

* "Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında."
* "cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu, kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orda yoktunuz."
* "Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Sakallı bozaç turgay sayradıkça "
* "Dest bûsı arzûsiyle ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su"
* "Sev seni seveni hâk ile yeksân ise
Sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise"
* "Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle"

20) SECÎ ( İÇ KAFİYE / NESİR KAFİYESİ )

Cümlelerin ya da bir cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da tanımlanabilir. Özellikle Divan nesrinde secili anlatım bir amaç sayılmıştır.

ÖRNEKLER

* "Ey gözlerin nuru, gönüllerin süruru; başımızın tacı, dil ehlinin miracı "
* "İlâhi her neyi gülzâr ettinse anı ittim, ilâhi elime her ne sundunsa anı tuttum; ilâhi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter, ilâhi vücudum bahçesine ne diktinse o biter."
* "İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden… İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle." ÖYS
* "Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çak gerek, gönül evi pak gerek. "

21) İRSAL-İ MESEL

Dizelerde bir atasözü ya da deyimi kullanma, açıklama sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Balık baştan kokar bunu bilmemek
Seyrânî gâfilin ahmaklığından"
* "Çağır Karac'oğlan çağır / Taş düştüğü yerde ağır
Gönül sevdiğinden soğur / Görülmeyi görülmeyi."
* "Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ ( kış ortamı ) yaz görünür."
* "Cihân-ârâ cihân içredir ârayı bilmezler
O mâhiler ki deryâ içredir deryayı bilmezler "

22) AKİS ( ÇAPRAZLAMA )

Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek söylemeye akis denir.

ÖRNEKLER

* "Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır."
* "Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemelidir.
* "Didem ruhunu gözler, gözler ruhunu didem
Kıblem olalı kaşın, kaşın olalı kıblem."
* "Gamzen ciğerim deldi / deldi ciğerim gamzen
Bilmem nic'olur halım / Halim nic'olur bilmem "
* "Cennet gibidir rûyin / rûyin cennet gibidir
Âdem doymaz sana / sana doymaz âdem"
RÛ : yüz ÂDEM : insan

23) İŞTİKAK ( TÜRETME )

Aynı kökten türeyen sözcükleri bir arada kullanmaya iştikak denir.

ÖRNEKLER
* "Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler."
* "Karşısında nice erbâb-ı denaât titrer
Hâkim-i mahkeme-i hükm-i cezâdır kalemim."
* "Hâlâ o cehâlet, o tecâhül ve techil !"

24) CİNAS

Yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ayrı olan sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.

ÖRNEKLER

* "Ey kimsesizler el veriniz kimsesizlere
Onlardır ancak el verecek kimse sizlere "
* "Söylerken o sözleri kızardı
Hem hazzeder âh hem kızardı "
* "Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksa akıbet yer yer seni " ÖYS
* "Bir güzel şûha dedim ki iki gözün sürmelidir
Dedi vallahi seni Hind'e kadar sürmelidir "
* "Her nefeste işledim ben bir günâh
Bir günâh için demedim bir gün âh "
* "Yanalı
Haylice vakit oldu
Ben bu yerde yanalı
Binme nâmert atına
Ya mıhı düşer ya nalı "
* "Eyleme vaktini zâyi / Deme kış yaz oku yaz "

UYARI!
Bu söz sanatlarının dışında ayrıca

İHAM, İSTİHDAM, İRSAD, SİHR-İ HELÂL, İSTİDRÂK, NİDÂ, RÜCÛ', TEFRÎK, KAT',TERDÎD, İLTİFAT, İKTİBAS, KALB, İÂDE, TARSİ', MUAMMA, LUGAZ, AKROSTİŞ, LEBDEĞMEZ[/COLOR] gibi sanatlar da vardır.


.
__________________


Konu umut ışığı tarafından (24.02.09 Saat 22:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
edebi, sanatlar, sanatları, söz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:42.


Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0