Trendyol 336*280
Kapatmak İçin Tıklayınız

Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > EDEBİYAT > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 06.02.11
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.577
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
Yeni Sinekli Bakkal

.


KİTABIN ADI: SİNEKLİ BAKKAL
KİTABIN YAZARI: HALİDE EDİP ADIVAR
YAYINEVİ VE ADRESİ: ATLAS KİTABEVİ
BASIMYILI: 1984

KİTABIN KONUSU:


Sinekli Bakkal bulunduğu semtin adını almış olan dar bir sokaktır. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istememesine rağmen Kız Tevfik denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir ve inadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızını dünyaya getirir.
Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: Selim Paşa Konağı.

Bu konak başlı başına bir âlemdir. Selim Paşa’nın hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise padişahın dostlarından ve zaptiye nazırıdır. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı demek de olasıdır. Konağa giren – çıkan pek çoktur. Peregrini adındaki bir İtalyan piyanist, Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır.

Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa Konağı’na kapılanır. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi Dede’den musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia babasına bakkalda ve Karagöz oyunlarında yardım etmekte, mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşa’nın Oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile Tevfik, zaptiye dairesinde Gözpatlatan Hakkı adındaki zorbanın sıkı işkenceleri altında sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın Oğlu Hilmi de Selim Paşa’nın emri ile sürgüne Şam’a sürülecektir.

Tevfik yokken Rabia Rakım Amca’nın yardımı ile dükkânı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim Paşa Konağı’na ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır.

Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendi’nin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak Sinekli Bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür. Bu Kanarya Hanım’dır. İki eski dost çığlık çığlığa birebirlilerinin boynuna atılırlar.

Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda, tasarısını Vehbi Dede’ye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi Dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi…

İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkânın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezaryen ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca, mahallenin kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey, bütün Sinekli Bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer hürriyet kahramanı olarak dönmektedir.

Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıp da sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince Sinekli Bakkal takımı Tevfik’e bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli Bakkal delikanlıları şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden Gözpatlatan Muzaffer’dir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.

KAHRAMANLAR

Rabia: Romanın asıl kahramanı: İlhami İmam’ın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı Rabia’dır. Rabia, yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve ideal Türk kadını nasıl olmalı? sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi imam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülür. Dedesinin yanında her zaman cehennemden söz edilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak Batı eğilimli bir karakter ortaya çık. İki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor.

Kız Tevfik: Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir kimlikte anlatılıyor.

Vehbi Dede: Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevî derviş olarak bize aktarılan Vehbi Dede, her zaman teselli edici teskin edici mizacı ile Rabia’nın dedesinden çok farklı olarak ruh okşayıcı bir âlim olarak anlatılıyor.

Peregrini (Osman): Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocası. Türkçeyi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır.

Selim Paşa: Eski Dâhiliye Nazırı, padişaha son derece bağlı bir mizaç ortaya sürmüştür. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır.

Emine: Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince, elinden gelse Rabia’nın boğazına sarılmak istemiştir. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur.

İlhami İmam: Rabia’nın büyük babası, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imamdır


Diğer tipler:

Bilal: Rabia ile evlenmek isteyen bir genç,
Rıfat Amca: mahallenin cücesi,
Pembe: Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı Çingene,
Hilmi: Selim Paşa’nın Jön Türk olan oğlu,
Sabiha Hanım: Selim Paşanın Hanımı,
Kanarya Hanım:Köşkte ki bir Çerkez kızı.

Çevre

Daha romanın başında, ilk cümlelerle yazar bize olayın nerede geçtiğini söylüyor, Aynen okursak: “Bu dar arka sokak bulunduğu semtin adını almıştır: Sinekli bakkal.” Romanın ileri ki bölümlerinde ise bu sokağın İstanbul’da olduğu söyleniyor.

Zaman

Zaman Osmanlı Devletinin 33. padişahı olan Abdülhamit Han devridir. Tevfik’in sürgünden dönüşü 2. Meşrutiyet Dönemi’nin başına yani 1908 ihtilâli’ne geldiğine göre zaman I. Meşrutiyet’ten sonra, 1908 öncesi diyebiliriz.



SİNEKLİ BAKKAL’IN AYRINTILI OLARAK İNCELENMESİ:


OLAY ÖRGÜSÜ:

Roman iki ana kısımdan ibarettir. Birinci kısım kendi içinde yirmi yedi bölüm halindedir. İkinci kısım ise kendi içinde yirmi üç bölümden oluşmaktadır.
Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal, toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II. Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikâyesi daha ön plandadır. Romanın ilk bölümünde daha çok ve karışık olaylar birbiri ardınca anlatılmıştır; bu bölüm çözülecek olan bir düğüm şeklinde son bulmaktadır. İkinci bölümde olay daha özele inmiş; daha yavaş bir şekilde Rabia’nın hayatı anlatılmıştır. Romanın sonu hızlı bir şekilde ve çözüme ulaşarak biter. Yazar, bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatır. Romanda zamana, reel hayata göre ya da bize göre ters gelen ve eleştirilecek noktalar olabilir; fakat aslında burada önemli olan yazarın kendi görüşlerini ve kendi doğrularını güzel bir şekilde sunabilmiş olması ve bu sunumun en çok basılan-okunan romanlardan olabilmesidir.
Halide Edip’e göre medeni bir kadın iyi bir eğitimden geçmeli, dil öğrenmeli, spor yapmalı; toplum içinde çok rahat kendini ifade edebilmelidir. Romanın başkahramanı olan Rabia da o dönemin şartlarına göre toplum içinde kendini çok rahatlıkla ifade edebilen her kesim tarafından sevilen ve saygı duyulan bir kadındır. Önceki satırlarda da söz edildiği gibi bu roman, kendince, “olması gerekenleri” ve pek çok konudaki ideallerini, belki de bir nevi “Simeranya (kendi ütopik ülkesinin)”sının ipuçlarını yansıtmaktadır.

ZAMAN:

Bu roman II. Abdülhamit zamanında geçiyor (33 sene) . Roman, Sinekli Bakkal’ın tanıtımı ve Emine ile Tevfik’in çocukluklarıyla başlar. Çocuklukları gibi evlilik dönemi de kısaca anlatılır. Bu dönemi yaklaşık olarak 15–20 sene kadar düşünebilmek olasıdır. Rabia’nın doğumuyla(herhalde 1886 yılında) birlikte onun hayatı çevresinde diğer hayatlar da müşterek olarak anlatılır. Rabia’nın hayatını zamanı hesaplamak için düşünülecek olursa; bir ara evlendiklerinden sonra Osman, Rabia’nın yirmi bir yaşlarında kendisinin ise kırklarında olduğunu dile getirir.(Rabia, on bir yaşlarında hıfzını tamamlamıştı; yaklaşık bu yaşlarında Peregrini ile onu tanıştırıyorlar; Peregrini bu tarihte otuz yaşında olmalıdır.) Buradan da Rabia ile geçen süreyi 22 sene kadar sayabiliriz. (1 Mayıs 1907 evlendikleri tarih; 21 Aralık 1907 doğum gecesi), 23 Temmuz 1908’de ihtilal oluyor; bu tarihten bir müddet sonra da sürgünlerin döndüğünü düşünebilmek mümkündür. Okurken tanık olunan yaklaşık 40–50 yıllık bir zaman… Halide Edip, romanda klasik tarzda yazmıştır; roman zamanında da klasik tarzı görmek olasıdır.

Halide Edip, romanı 1935 yılında yazmıştır. Kendisi de Abdülhamit döneminde yaşamış, hatta çevirisi sebebiyle ondan Şefkat Nişanı almıştır. Yani o dönemleri (kendince) iyi bilmektedir. Bunu romanın arka planındaki, dönemin gelişmelerinde hissedebilmek mümkündür. Romanlarında tam olmasa da kendi hayatından parçalara rastlanan yazarın, bu romanında da pek çok bağlantı bulunabilir.

MEKÂN:

Mekân, bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekânı Sinekli Bakkal Sokağı ve mahallesidir. Halide Edip’in hayatını incelerken 1913 yılında Evkaf Kız Mektepleri umumi müfettişliği ile vazifeliyken her hafta fakir mahalleleri, bilhassa Sinekli Bakkal’ı ziyaret ettiği dikkatleri çekmişti. Büyük bir olasılıkla bu gezileri sırasındaki izlenimleri 1935 yılında yazdığı bu romanında kullanılmış olmalıdır.
Sinekli Bakkal Sokağı, Aksaray civarında dar bir sokaktır. 16 Aralık 1999 tarihli bir gazete haberinde belirtildiğine göre; Aksaray’dan Haseki Hastanesi’ne doğru dönünce ikiye ayrılan yolun solunda, sağdaki son sokak bugün görünüş olarak çok değişmekle birlikte; adı Sinekli Bahçe Sokağı imiş. Sinekli Bakkal; bakkalıyla, kahvesiyle, ahşap evleriyle, çeşmesiyle tam anlamıyla halka ait bir muhittir. İstanbul’un bu mekânı halkı ve halk kültürünü temsil etmektedir. Bununla birlikte Boğaziçi, Bebek, Beyoğlu, Çamlıca, Galata Köprüsü, Haliç ise gezinti yerleri, konakları, bonmarşeleri ile yeni ve zengin İstanbul’u temsil eder. Ayrıca mekânda da doğu-batı; eski-yeni meselesiyle karşılaşılmaktadır. Rabia’nın mekândaki güzellik anlayışı; genişlik, ışık, açıklık, sadelik ile anlatılırken, Osman’ınki ise daha karışık, daha zıt unsurların birleşmesiyle oluşan bir güzellik anlayışıdır.
Ayrıca bahçe betimlemeleri de oldukça yer tutmaktadır. Diğer meselelerde olduğu gibi mekânda da önce zıtlıklar göze çarpar; bu zıtlıklarda sentez ise İmam’ın üç katlı evinin tamirden sonraki halinde yapılmıştır. Romanda açık alanlarda kapalı alanlar da bulunmaktadır, ama geneli dikkate alınırsa kapalı alanlar daha çoktur: ev, konak, bakkal gibi.

BAKIŞ AÇISI:

Romanda “hâkim bakış açısı” vardır. Dönemin fiziki, psikolojik koşullarını iyi bilen; mekânı tanıyan; romandaki her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bir anlatıcı-yazar göze çarpmaktadır. Sinekli Bakkal’ın Halide Edip’in üçüncü tür olan “töre romanları”na girdiği daha önce belirtilmişti. Böyle bir romanda ise okuyucunun güvenebileceği, anlatılanlar konusunda tecrübeli olduğunu hissedebileceği bir bakış açısı kullanılmıştır. Fakat yazar, anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.

KİŞİLER:

RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Akranları gibi yedi yaşında ev işlerini güzel bir şekilde yapabiliyordu. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; kızından dolayı mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar; kısa sürede tef, ut, kanun gibi alaturka sazları süratle ve kabiliyetle öğrenmiştir. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Daha sonra Peregrini’den de batı müziği dersleri almaya başlamıştır ve bunda da başarılı olmuştur. Hatta Doğu ve Batı müziğini kendi üslubunda sentezlemiştir. Vehbi Dede ile tanıştıktan sonra dedesinin korkutucu din öğretilerinden, bir nebze Mevleviliğin yumuşaklığına doğru kaysa da hayatının pek çok anında dedesinin etkisi ön plana çıkmıştır. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkâr yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu simasına da yansımıştır.
Peregrini’nin gözlemlerinden çıkardığımıza göre de; ”tabiatında riyazete temayül, manevi bir perhizkârlık, süratle düşünüp salim kararlar alma kabiliyeti” vardı. Ayrıca “fikirlerinden ziyade insanlara, yaşayan şeylere bağlı, sevdiği vakit ölüme kadar seven, en küçük bir şefkat tecellisiyle kalbi atan bir kadın olacağı” çocukluğundan anlaşılıyordu. Sanat zevki “herhangi bir üstadı tatmin edecek kadar dürüst ve salim” idi.
Karar verdi mi peşine bırakmayan; kendisine ihtiyacı olanlara yardımsever ve vefakâr; onurlu ve Sinekli Bakkal’a-köklerine- her şeyiyle bağlıdır. Aynı zamanda “giydiği her kıyafete şahsiyetinden bir şeyler katan” bir özelliği vardır. Uyuşamadığı noktalarda, tartışma sırasında, inatçı ve kesinlikle cevap vermeyen bir yapıya sahip; aynı zamanda kabullenmediği şeyleri asla yapmayacak kadar inatçı ve güçlü. Açıklayamadığı ve gücünün yetmediği konularda kadere, alınyazısına son derece bağlı. Analık içgüdüsü çok güçlü. Ruhi olarak cinsi buhranları yok. Rabia için Rakım’ın kullandığı; ”kız değil, sanki tılsımlı kuyu. İçine maazallah ayağı kayıp düşeni dünyanın çengeli çekip çıkaramaz.” (s.317) tabiri de roman içinde onun yerini iyi ifade eden bir tamlamadır. Olumlu özelliklerin çoğunu kendinde toplamış bir kadın tiplemesidir. Eserde diğer bütün hayatlar onun hayatı etrafında ortak bir şekilde anlatılmaktadır. Doğuyu, halk kültürünü; fakat Batıyla senteze ulaşabilmiş ve Batıya pek çok şeyini kabul ettirebilmiş bir doğuyu temsil ediyor.

PEREGRİNİ (Müslüman olduktan sonra OSMAN): Peregrini, Garp (Batı) müziğinin üstadı olan, kulağı çok hassas bir müzik hocası. Ateşli ve heyecanlı bir yapıya sahip. Felsefeyi, düşünsel tartışmaları ve konuşmayı çok seviyor. Babası soylu bir İspanyol, fakat o babasını tanımıyor; annesi tarafından büyütülmüş. Annesi ise Papa İtalyalı olduğu için oranın milliyetine geçecek kadar dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi. Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak, yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer, ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar. Kendisinin üç kişiliği olduğuna inanır; birincisi dimağı, ikincisi ruhu, üçüncüsü de kalbi.
Rabia’yı tanıştıklarından itibaren en çok tahlil eden kişi. Tahlil, gözlem onun için çok önemli; bu bir bölümde şu şekilde dile getiriliyor; ”Osman, bir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar düşünsel merakın esiri.”(s.357) Bu özelliği de onun Batı çocuğu olmasıyla irtibatlandırılıyor. Sürekli soru soran ve öğrenmeye hevesli bir yapısı var. Rabia’yı gerçekten seviyor ve ona saygı duyuyor; çok zengin ve asil bir aileden olsa bile sırf bu sevgisinden dolayı her şeyi geride bırakıp Rabia’nın istediği hayatı kabul ediyor. Zaman zaman alıştığı yaşantının çok dışındaki bu hayattan dolayı sıkıntı çekse de Rabia’ya olan bağlılığıyla ve çevresindekilerin ona gösterdiği alaka ile bu yeni hayatına uyum sağlıyor. Yeni evlerine taşındıktan sonra ancak kendine özel bir çalışma odası ayırıp orada yapmak istediği beste ile uğraşabiliyor. “Tılsımlı Kuyu” operası da aynı zamanda Rabia ile Osman sentezinin canlı bir göstergesi oluyor. Peregrini olarak başladığı yolu Osman olarak noktalayan kahraman olumlu ve yuvarlak bir karakterdir. Batıyı, yeniyi; ama doğuyla senteze ulaşabilmiş, Doğuyla birleşmesi sonucunda olumlu özelliklerini arttırmış bir Batıyı temsil ediyor.

VEHBİ DEDE: Dini, ama özellikle tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp kendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür. Açıkçası Dede ve temsil ettiği felsefe romanda “sorun-problem-anlaşmazlık” olan her yerde çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunların yanında insancıl özelliklerden soyutlanmış bir karakter değildir. Tam aksi birebir hayatın her alanında olan bir karakterdir. Felsefenin dışında pek çok telli saza ve neye vakıf bir alaturka musiki hocasıdır. İnsanların kızını, bütün ailesini güvenerek teslim ettiği, emanet ettiği bir güven kapısıdır. Ayrıca insanların rahatlıkla sırlarını, dertlerini de paylaştığı bir kişidir. Her olaya daima yumuşak bir tavırla yaklaşır. Kâinatta gerçekleşen her hadiseye esas kudretin gölgeleri nazarıyla bakabilir ve bunu yanındakilere de izah etmeye gayret gösterir. İnsana huzur veren bir yapısı vardır; hem iç âlemiyle hem de dış görünüşüyle. Mütevazı, az söyleyen ve çok perhizkâr bir şekilde yaşayan; sakin ve telaşsız bir yapıya sahip.

TEVFİK - KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. “Yürüyüp söylemeye başladığı andan itibaren herkesin taklidini yapmış bütün mahalleyi güldürmüş.”(s.13) : ”bütün havailiklerine rağmen İstanbul’un hudai nabit yetiştirdiği halk sanatkârlarının hususiyetlerini gösteren” (s.13) birisi. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi’nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş. Tembel ve çocuk ruhlu, neşeli, oyunu seviyor. Elleri kâğıt parçalarına can veren bir çevikliğe sahip. Sesini, mimiklerini kullanma da oldukça usta. Tevfik’in dinle ilgisi ve bağlantısı yok; içki içen, ilk sürgününde eğlence hayatını yaşamış birisi. Ona göre sanat; yazılı değil, her an değişen hayattadır. Paraya hiç kıymet vermiyor. Sevdiği kişi, arkadaşı, dostu için cezaya ve canını bile vermeye razı olacak kadar sadık ve cesaretli bir yapıya sahip.

İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı. Mahalle sakinleri tarafından pinti ve hasis olarak biliniyor. Paraya ve mevkiye düşkün; para için jurnalcilik yapabilen biri. Görünüşünde ve konuşmasında heybet var. Vaazlarında cehennemi daha parlak ve canlı olarak anlatıyor. Hazza ve sevince, genel hayat tecellisine karşı dinmeyen bir kin ve affetmeyen bir düşmanlığı herkese öğretmeye çalışıyor. Hiç tebessüm etmeyen, gülmeyen biri. Yeni olan şeylere karşı. Bütün katılığına rağmen Vehbi Dede’ye evliya olarak bakıyor; ona saygı duyuyor. Kindar ve inatçı. Yaşlılığında bile rahmet, şefaat vadeden surelere bile kinini, insanları hiç affetmeyen nefretini karıştırıyor. Bütün mahalle halkını “cehennemlik” olarak görüyor. Sert, değişmeyen eskiyi temsil ediyor. İmam karakteri olarak olumsuz ve korkutucu bir tip.

EMİNE: İmam’ın kızı, Tevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi. Çocukluğundan itibaren hamarat, titiz, mahalle çocuklarıyla oynamaya tenezzül etmeyen biri. Suratsız ve gülmeyen; İmam’ın akidesinin biricik timsali. On yedi yaşında Tevfik’e kaçıyor; Tevfik’in balmumu gibi kalıptan kalıba girmesinde ideal bir koca sezdiği ve ona oyunculuğu bırakacağına dair söz verdirttiği için onunla evleniyor. Kalbi kuru, kafası dar ve dilinin zehir gibi olmasının yanında kindar ve gururlu. İdeal olarak babasını düşünüyor. O da babası gibi paraya önem veriyor. Kendine göre olan namus anlayışı çok önemli. Tevfik’ten ayrıldıktan sonra ona sürekli beddua eden ve onu kötüleyen biri. Tevfik’ten ne kadar nefret etse de onu kendi malı gibi görüyor ve ona döneceğini düşünüyor. Asla affetmiyor. Kini ve üzüntüsüyle günden güne çöküp vefat ediyor.

SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı. Boş zamanlarında sigara iskemlesi, köşelik, arka kaşağı yapar. İyi bir aile babası ve karısına bağlı. Paşa, tamamen eski zaman adamı. Samimi ve kendi ölçüleriyle namuskâr.

SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı. Bir yönüyle hayır sahibi, merhametli, bağış seven; sağ elinin verdiğini sol elinin duymadığı biri; diğer yönüyle de saza söze düşkün, bir dalda durmayan bir kadın. Halk türkülerini, oyun havalarını sevdiği gibi en ağır dini musikiyi de seviyor. Hükmeden, meraklı; emri altındaki her ferdin ne yaptığını-ne düşündüğünü öğrenmezse içi rahat etmez. Bunların yanında sır saklayan, ağzı sıkı biri. Ailesine düşkün; eşinin ikinci bir hanımı ve ondan çocuğu olduğunu bildiği halde bunu saklamış, hanım ölünce de kızlarına bakmış. Bunun yanında oğlunu çok seven bir anne.

HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor. Giyimine dikkat eder ve zevkinde diğer “paşazade” çocuklarından onu ayıran bir başkalık, durgunluk vardır. Gözleri ve bakışının anlamı ile ağzı ve dudaklarının ifadesi onun ince düşünceli bir mizaca sahip olduğu havasını vermektedir. Annesine derin bir sevgi ve hürmeti vardır; bunu davranışlarıyla da gösterir.

RAKIM AMCA/ CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.. Rabia’ya sözünü geçirebilen, çıkışabilen yegâne kişilerden biri.Neşeli, taklit yeteneği olan bir oyuncu. Dindar değil, zaman zaman içki içiyor; Ramazan’da oruç tutmuyor ve namaz kılmıyor; Vehbi Dede’ye ve dindarlara saygılı.

BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni. Yaşı küçükken bile özellikleri belirgin; isyankâr mağrur, ateşli. Tokattan, tekmeden kaçan; başını her halden kurtarabilen biri. Yaşlıları bile ürküten bakışlara sahip. İş yapmayı sevmiyor. Selim Paşa tarafından görünüşü ve gözlerindeki kudreti fark edilerek okutuluyor. Rabia’yı tutkulu bir şekilde seviyor. Rabia ise ilk kendi yaşlarında bir karşı cins olarak ondan hoşlanıyor; fakat Selim Paşa’nın dile getirdiği evlenme teklifini kesin olarak reddediyor. Bundan sonra Bilal, Paşa’nın damadı olma yolunda ilerliyor. Bilal, Vehbi Dede ve Peregrini’yi çalgıcı olarak; Hilmi ve arkadaşlarını ise birer züppe olarak görüyor. Paşa’yı beğeniyor ve her haliyle onun gibi olmak istiyor. Kudret hissi ve hâkimiyet duygusu çok baskın. Rabia’nın evleneceğini öğrendiğinde bile onu sevdiğini fark ediyor; Mihri ile evlenince Anadolu’da görevli olacağını düşünerek kendini rahatlatmaya çalışıyor. 1907 yılında Hıdrellez de Mihri ile evlenince gözden kayboluyor.

TULUMBACIBAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı. Kendine mahsus bir babayiğitliği, namus ölçüsü vardı; ama bunun yanında külhanbeyliğin verdiği bir kabadayılığı, sert ve yakışıksız davranışları vardı. Rabia’ya gözdağı vermek için gidip bunu başaramayınca, bu olaydan sonra Rabia’dan korkar, ona saygı gösterir. Kendisiyle birlikte bütün tulumbacılar Rabia ile bağlantısı olan herkese saygı gösterirler. Rabia Osman ile evlendikten sonra da Osman ile iyi diyalog kuran biri olur.

ÇİNGENE PEMBE: Batıl inançları bol olan bir çingene. Tevfik ile ilgilenirken Rabia’nın ikazıyla bundan vazgeçmiştir. Onlarla kalmaya başladıktan sonra Rabia’ya ev işlerinde yardım eden, onun “teyze” diye hitap ettiği biri olur.

KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkez kızı. Daha sonra saraya Kadın Hanım’a verilen böylece saraya giren birisi. Sarayda sultanın yeğeniyle evlendirilir; bundan sonra Nejat Bey’in eşi olarak karşımıza çıkar. Abdülhamit’ten korkar ve onu sevmez. Nejat Bey’in eşi olduktan sonra da aslını unutmaz ve Sabiha Hanımlara saygıda kusur etmez. Rabia’nın düğün hazırlıklarında yardım ediyor ve sık sık görüşüyorlar. En son Rabia’nın hamileliği esnasında karşımıza çıkıyor. Yardımsever birisi.

NEJAT BEY: Padişahın yeğeni. Saray içinde yetişmiş, bundan dolayı halkın yaşantısı ona ilginç ve gizemli geliyor. Rabia’ya sanatkârlığının dışında bu yönünden dolayı bir yakınlık duyuyor. Batı müziğini ve piyano çalmayı biliyor. Vehbi Dede ve Peregrini ile her hafta toplanıyorlar. Babası da kendisi de çocuk tabiatlı olduğu için hiçbir entrikaya karışmazlar. Onun için saray çevresinin en rahat ailesidirler.

SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüp, eğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik ve kardeşlik yapmak için gökten yere inmiş bir hali var. “Aşk ahlakı! Kim bilir belki istikbalde insan müesseselerinin nazımı olur… İnşallah olsun.” diye düşünen birisi.

DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini; Hilmi’nin eşi. Sabiha Hanım tarafından küçükken alınıp yetiştirilmiş, terbiye edilmiş, iyi bir tahsil verilmiş ve oğluyla evlendirilmiş bir Çerkez kızı. Fakat Sabiha Hanım romatizmaya yakalanıp yatağa bağlandıktan sonra cesaretlenip kendi başına hareket etmeye başlar. Aşırı süslü, karışık ve şaşaalı makyaja ve giyinişe sahip. Hareketleri ve mimikleri “resimli kitaplardan taklit” gibi. Taklitçi yeniyi temsil ediyor. Ama sürgünde yaşadığı zorluklardan sonra biraz daha olumlu hale gelmiş birisi.

GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Annesi ölmüş, zengin bir babanın oğlu. İleri ki dönemlerde Rabia’yı istiyor; fakat Rabia kabul etmiyor. Cüce tarafından “istediğin kalıba sokabileceğin bir koca adayı” olarak nitelendiriliyor. Bu vakadan sonra Rabia, Galip ve Şevki varken Hilmi’nin odasına çıkmaz.

ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Vehbi Dede’nin İmam’dan daha tehlikeli olduğunu düşünüyor. Devrimci gençliği temsil ediyor. Konuşkan, taklitçi ve düşüncesine ateşli bir şekilde bağlı.

ZATİ BEY: (Yeni) Dâhiliye Nazırı. Dilediği ferdi asmak, boğdurmak kudretine sahip olmak için ömrünün on senesini fedaya hazırdı. Evi o zamanın alafrangalığına özenilerek dekor edilmiş; hizmetlileriyle, eşyasıyla ve kendi giyimiyle özentili birisi. Menfaatine düşkün. Dinle hiçbir alışverişi olmayan bir adam.

BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Rumelili. Kendine ve yetiştiği ortama has kural ve prensipleri var. Otoriter.

BEHİRE HANIM: Saffet Bey’in kız kardeşinin kızı. Mürebbiyelerle büyütülen kibar kızlara kendi kültürleri, kendi klasiklerinin de öğretildiği devirde yetişmiş. Kocası sadece Avrupa’da yapmış olduğu için kendi kızlarını Fransız mürebbiyeler elinde yetiştirmiş; Avrupa’dan gelen her şeyi gökten inmiş bir emir kabul eden biriydi. Hayatları serbest ve mesut olsa da Behire Hanım ananelere bağlı; bundan dolayı da dayısının yanına sık geliyor.

ARİF: Saffet Bey’in yetim yeğeni. Saffet Bey tarafından büyütülmüş ve onunla birlikte kalıyor. Nejat Bey’den sonra en iyi Türk piyanist. Tembel olduğu için ve müzikten para kazanılması adet olmadığından çalışmıyor; canı istediği zaman Robert Koleji’ne kaydoluyor, bir müddet devam edip çıkıyor.

MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.

GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikeli, siyasi sanıkları sorgulamayla memur. Görünüş olarak eski pehlivanlara benziyor. Yardımsever, vazifesini yerine getiren bir adam imajı var. 1908 ihtilalinden sonra ise Meşrutiyet hatibi olur.

MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı; ondan hayatı hakkında pek çok şeyi öğreniyor.

EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.

KÂHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kâhyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren, kendisine verilen görevleri yapan biri.

UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor. Sinekli Bakkal’ın iç işlerini ezbere biliyor.

ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Sinekli Bakkal’ın genel ve sosyal hayatına, her vesileyle karışan; ihtiyar heyetinin hatırı sayılır azalarından. Osman’a da yakınlık gösteren komşulardan. Mahallenin muhafazakâr kısmını idare ediyor.

BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.

DOKTOR KASIM: Dâhiliyeci. Türk tıbbına Alman fennini, biraz da katılığını getiren meşhur simalardan. Rabia’nın doktorlarından. Hastaların dimağlarına etki ederek tedavi etme fikrini İstanbul’da yayan ilk doktor olarak geçiyor. Çoluk çocuğu olmadığı için biraz daha sert yaklaştığı belirtiliyor.

DOKTOR SALİM: Jinekolog. Türk tıbbına Alman fennini ve katılığını sokan diğer meşhur sima. Rabia’nın doktoru. İlk sezaryen uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir. Daha yumuşak tabiatlı.

İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin sütninesi ve yalının hanımı. İhtiyar, kendine göre bir sevimliliği olan, Çerkez asıllı. Elli beş senedir İstanbul’da olmasına rağmen Türkçeyi tam öğrenememiş. Şiddetli taassupla dindar; fakat bu dindarlığının içi dolu değil. Vehbi Dede’ye ve Rabia’ya hürmeti çok. Çileli bir gençliği var; bunu daha sonra Rabia ile paylaşıyor.

ELENİ: Osman’ın aşçısı.

BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibi,Tevfik’in dayısı. Tiryaki bir mahalle bakkalı.

MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.



.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
100 temel eser, bakkal, bakkal mustafa efendi, emine, halide edip, halide edip adıvar, hilmi, imam gaci ilhami efendi, kitap özetleri, kız tevfik, mösyö peregrini, rabia, rakım amca, sinekli, sinekli bakkal, sinekli bakkal roman incelemesi, sinekli bakkalın analizi, sinekli bakkalın roman özeti, vehbi dede


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0