Trendyol 336*280
Kapatmak İçin Tıklayınız

Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > EDEBİYAT > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 04.02.11
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.577
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
Sergüzeşt - Samipaşazade SEZAİ

.


KİTABIN ADI: SERGÜZEŞT
KİTABIN YAZARI: SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
YAYIMEVİ VE ADRESİ: BAŞBAKANLIK BASIMEVİ ANKARA
BASIM YILI: 1984

KİTABIN KONUSU:


Evinden ayrılan küçük bir kızın başından geçen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır. Kızın başından geçenler oldukça acıklıdır. Uzun bir süre kölelik hayatı yaşamıştır.

KİTABIN ÖZETİ:

Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürpriz beklemektedir.
İlk olarak kız (henüz bir ismi yoktur), yaşlı fakat zengin bir kadının yanına, ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır. Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra, hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır. Bu durum kızı yıpratmakta, zaten pek bir umudunun olmadığı yaşamdan onu iyice soyutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı bir anda, bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için saatlerce yürür; fakat yorgun bir şekilde yere yığılmaktan başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölge de bir evin bahçe kapısının önüdür.
Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı fark eder ve onu içeri almak için yaşlı ev sahibine danışır. O da bunu çok olumlu bir şekilde karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirilir. Daha sonra kız kendine gelince ona neler olup bittiği sorulur. O da anlatır. Evin hanımı kızın yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler. Kız da bu duruma çok sevinir. Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun üzerine hanım kızın kaçtığı eve gider ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat kızın ilk sahibi olan kadın bunu onur meselesi yaparak kabul etmez. Bu durum karşısında kız da eski evine geri dönmek zorunda kalır. Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.
Günler böyle geçip giderken bir gün bu ilk köle olduğu evin sahibi olan, birkaç yıl önce yaptığı bir hatadan dolayı birçok borcu olan ve bu borçların ödenmesi yüzünden karısıyla sürekli tartışan Mustafa Bey, bu duruma bir son vermek ister. Bu borçları ödeyebilmek için karısıyla konuşup köle kızın satılmasına karar verir.
Kızın adı kaçtığı evdeki hanımın onu çok güzel bulması üzerine “Dilber” olarak koyulmuştur. Bundan sonra da ona “Dilber” olarak seslenilmeye başlanır.
Dilber kendisi hakkında alınan satılma kararından sonra bir esirciye satılır. Sonrasında ise Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişir. Dilber bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşar. Bu süre içinde birçok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları olur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının o kadar da kötü olmadığının farkına varır. Daha nice insanların kendisi gibi cefa çektiğini anlar. Buradaki birçok kızın çeşitli meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ut çalmaktadır. Bu yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber de onun gibi ut çalabilmeyi çok ister.
Dilber’e bir gün bir talip çıka. Dilber de o eve gitmek zorunda kalır. Zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli değildir. Önemli olan birkaç kişinin işinin görülmesidir.
Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal Bey aynı zamanda bir ressamdır. Yaptığı portrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmiştir. Celal Bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. Fakat Dilber’i gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık oluşmamıştır; fakat günler geçtikçe Dilber de ona karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celal Bey Dilber’i boş bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya başlar. Kimi zaman nü (çıplak) resimlerini de çalışır. Dilber’in bebeksi vücudunu gördüğü zamanlarda daha önce hiç yaşamadığı duyguları tadar. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini yakalamaktadır.
Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal beyin yanında geçirmeye başlamıştır. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan aşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal Bey açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlamıştır. Dilber bu olaya ilk önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkân vermez. Bunun nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha sonraları Dilber de Celal Beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir şekilde yaşamaya başlarlar. Evin bahçesinde yıldızları seyrederler, beraber gezip dolaşırlar. Fakat bu durum Celal beyin annesini oldukça rahatsız eder ve anne bu duruma karşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilber’i Celal Beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii Dilber’in yapacak bir şeyi yoktur. Celal Bey daha sonra eve döner ve ilk olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar. Önce ne olduğunu öğrenemese de daha sonra öğrenir. Çılgına dönerek Dilber’i aramaya koyulur; fakat onu bütün aramalarına rağmen bulamaz. Bundan sonraki bütün hayatı boyunca o da Dilber de mutlu olmayı başaramazlar.
Bundan sonra ikisi de hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare Dilber’i intihara kadar sürükler. Celal Bey’in ailesi de yaptıkları yanlışlıklardan dolayı çok pişman olmuşlardır; ama yapılabilecek pek bir şey yoktur.

KİTABIN ANA FİKRİ:

Kitabın ana fikri evinden ayrılan bir insanın başına her zaman her türlü kötülüğün gelebileceği, bunlardan kurtulma yolunun da sadece kendi elinde olduğu; bunu gerçekleştirmek için kimseden yardım alamayacağı ve tek başına kalacağıdır.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap çok ağır bir dille yazılmamıştır; fakat ara ara anlaşılamayan sözcüklere rastlanabilir. Yine de kitap bize kölelik hayatından söz ettiği ve konu hakkında bilgilendirdiği için oldukça önemli bir kaynak niteliğindedir. Yararlanabilecek seviyededir. Kitap herkes tarafından beğeniyle okunabilir. Oldukça sürükleyicidir.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

Samipaşazade Sezai, 1860′ta İstanbul’da doğdu. Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Paşa’nın oğludur. Özel öğrenim gördü. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti.
1880′de Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra Elçiliği İkinci Kâtipliği’ne atanan Samipaşazade Sezai, orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız Edebiyatlarını yakından izledi. Elçilikteki görevinden istifa ederek İstanbul’a döndüğünde İstişare Odası’na memur oldu. Yedi yıl süren bu ikinci dönem memuriyetinde (1885–1901) sanatını olgunlaştırdı.
Sergüzeşt adlı romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için Paris’e gitti ve Meşrutiyet’in ilanına kadar da orada kaldı (1908). İstanbul’a döndüğünde Madrid Elçisi olarak görevlendirildi.
Birinci Dünya Savaşı başlayınca Madrid’den İsviçre’ye geçti. Savaşın sonuna kadar da burada kaldı. Mütareke devrinde emekli olarak İstanbul’a döndü (1921). Son yıllarında kendisine, Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla “Hidamat-ı vataniyye tertibinden” maaş bağlandı (1927) ve 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul’da öldü.



.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
birinci tanzimat dönemi, dilber, ikinci tanzimat dönemi, köle ticareti, samipaşazade, samipaşazade sezai, samipaşazade sezainin yaşamı, sergüzeşt, sezaİ, tanzimat edebiyatı, tanzimat edebiyatında hikaye ve roman, türk edebiyatının dönemleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0