Trendyol 336*280
Kapatmak İçin Tıklayınız

Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > EDEBİYAT > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 05.05.10
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.577
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
Ruh Üşümesi - Adalet AĞAOĞLU

.


PROF.DR. HASAN BOYNUKARA
(Bildirinin Sunulduğu Yer: Disiplinler arası Kadın Çalışmaları, Yeditepe Üniversitesi, 1–4 Mart 2004, İstanbul)


GİRİŞ

“…hiçbirimiz bu kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza kadar daldığının, sevişmelerimizin içine sızdığının o sevişmeleri doğrayıp pörsüttüğünün bilincinde değildik...“ Yaz sonu (1.basım; s. 185)
Adalet Ağaoğlu ve Iris Murdoch’ın, farklı ülke ve kültürlere ait oldukları halde birçok ortak noktaları vardır. Bu, bütün yazarların az çok ortak noktaları bulunabilir anlayışı ve savının biraz ötesindedir. Biz bu bildiride iki yazar arasındaki benzerlikler üzerinde duracağız. Bunun da odak noktasını aşk ve cinsellik oluşturacaktır.
İkisi de çağdaşımız, ikisi de kadın, ikisi de kadın sorunlarına duyarlı. Bunu söylerken kadın yazar olma ile kadın sorunları arasında birebir bir ilişki kurmak gibi bir niyetimin olmadığını belirtmek istiyorum. Çünkü bu yazarlara aşina okuyucuların da bildiği gibi, hem Murdoch hem de Ağaoğlu oldukça geniş bir ilgi alanına sahiptir.
Ele aldığımız konuyu söz konusu yazarların bütün yapıtlarında ele almamız bu bildirinin sınırlarını çok aşacağından, her birinin birer yapıtıyla yetinmek zorunda kaldık. Bu amaçla Adalet Ağaoğlu’nun Ruh Üşümesi ve Iris Murdoch’ın Kesik Bir Baş adlı romanlarını seçtik. Ruh Üşümesi daha çok post modern bir yapı ve anlatım yansıtırken, Kesik Bir Baş geleneksel bir yapı ve anlatım biçimine sahiptir. İkisinde de ilk anda göze çarpan şey, parodinin de bir özelliği olan alaycı biçemleridir.

PARODİ NEDİR?

Ayrıntıya girmeden önce konunun anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşüncesiyle parodiyle neyi kastettiğimizi kısaca açıklamakta yarar vardır. Terim edebi bir yapıtın gülünç bir tarzda taklidi olarak tanımlanmaktadır. Genellikle özgün bir yapıttaki eksiklik, zayıflık ve abartmaları ortaya çıkarmayı amaçlar. Başvurulan temel teknik ‘yabancı bir üslubu, tarafsız bir tarzda sunmasıdır’. Çeşitli dönemlerde, özellikle 18. yüzyılda etkin bir edebi teknik olarak kullanılmıştır. Parodi burlesk, travesti ve karikatür ile yakından ilişkilidir. Basit bir konunun. yüksek bir üslupla anlatılmasına burlesk, ciddi bir konunun basit bir üslupla anlatılması travesti denilir. Ancak uygulamada, bu tür ayrımlar yapmak her zaman kolay değildir. Çünkü parodi, bütün bu unsurları bazen iç içe kullanır. Karikatür ile parodinin çeşitli biçimleri arasında ayrım yapmak olasıdır. Bununla birlikte edebiyatta parodi ile resimde karikatür arasında kesin bir ilişkiden söz etmek olanaksızdır (Critical Terms, Parody).

AĞAOĞLU VE RUH ÜŞÜMESİ

Bitmemiş, bitmeyecek bir olayı/olguyu anlatan Kesik Bir Baş’a karşılık, Ruh Üşümesi oluşum halinde bir senaryoya benzer; montajı henüz tamamlanmamış film karelerini anımsatan enstantaneler içerir. Her iki roman da baştan sona aşka, evliliğe ve cinselliğe dairdir. Her iki romanda da dikkati çeken okuyucunun alışık olduğu biçimiyle bir aşkın, sevişmenin ya da evliliğin sunumunu değil, bunların parodisidir.
Aşk ve cinsellik Ağaoğlu’nun diğer romanlarında sıklıkla yer alır. Kimi zaman Evcilik Oyunu’nda olduğu gibi yan, kimi zamansa Ruh Üşümesinde olduğu gibi ana temadır. Fikrimin İnce Gülü’nde aşksız beraberliklerin nasıl kaba ve itici bir cinselliğe dönüştüğü betimlenir. Bayram’la Solmaz‘ın sevişmesi, iki insanın kendi istekleriyle salt bu amaca yönelik bir eylemden çok, Bayram’ın ‘gerdek’ düşünü gerçekleştirme, Solmaz’ın günlük sıradan eylemini ifa etmesinden başka bir şey değildir. Bir Düğün Gecesi’nde Ömer ile Aysel’in evlilikleri ve cinsel yaşamları da aynı kalıplar üzerine oturtulmuştur. Yazsonu’ndaki eşcinsellik (156) ve sevicilik, aşkın ve cinselliğin bir tür parodisi olarak değerlendirilebilir. Üç Beş Kişi’de ensest vardır; Kısmet, Murat ve Selim arasındaki ilişki gibi (Uğurlu 499). Ağaoğlu’nda cinsellik tek tip ve tek anlamlı değildir. “toplusal olandan ayrı düşünülmeyecek bireysel bir sorun olan cinsellik birkaç yönüyle ele alınır. Cinsel gücünü yitiren erkeğin içine düştüğü bunalım, kadının cinsel tutukluğu, cinselliği açıkta ve çıplak yaşayanlar ve buna seyirci kalan, seyirci kaldıkça saldırganlaşanlar… Cinselliğin politik ve sosyal olgularla yakın ilişkisi var”(Uğurlu 506).
Ruh Üşümesini Ağaoğlu’nun diğer yapıtlarından ayıran en önemli özellik olayların bir tek tema etrafında odaklanmasıdır. Cinsellik üzerine kurulduğu ve sürekli bir sevişme/orgazm görüntüsü verdiği halde araya giren parazitler -geçmişin tatsız olayları- nedeniyle bir sevişmeme öyküsüne dönüşür. Anlatım gerçek ile düş arasında gidip gelir, bu da anlatılanların parodik bir çerçevede değerlendirilmesine olanak tanır. Murdoch’ın kanlı-canlı kişilerinin aksine Ağaoğlu’nun kişileri bazen birer siluet, bazen sıcaklığı hissedilecek kadar gerçektirler. Romanın kahramanları Kadın ve Adam bazen mimarlık hocası-kız öğrenci, bazen genç adam-genç kız, bazen de uzay bilgini-kadındır. Bunlar daha büyük bir öykünün farklı, küçük öyküleri izlenimi verir.
Gerçek bir aşkın ve cinselliğin yaşanmasının önündeki engellerin neler olduğu konusunda yazarın açık beyanları vardır. “Ülkede yıllanmış kan ve çürümüş et kokusu gittikçe baskınlaşıyordu. Mutlu olmak bir yana mutluluklardan söz açmak bile güçleşmişti. Aşk yoktu. Tümden unutulmuştu, ölümlere henüz kanıksanmamıştı, ama eli kulağında. Kapılar iyice örtülü. İnsanların yürekleri daha da kötü kilitlenmiş. Kimse, hiçbirimiz o kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza dek daldığının, sevişmelerimizi içine dek sızdığının o sevişmeleri doğrayıp pörsüttüğünün bilincinde” olmamak gibi”(Ruh Üşümesi 184- 5). Ağaoğlu’na göre “Sevişmeye ‘birleşme’ denir ya, yok öyle bir şey. Yanlış ‘bir kişi’ var. Her birinin binlerce kişisi, kendi tarihi var... Sevişmenin iç yüzü ‘birleşmek değil ‘herkes’leşmekten kaçmak... Hele insanın bu kadar parçalandığı, kendisi dışında ‘herkes’ olabildiği bir zamanda (Andaç 81)
Sevgili ile buluşma bir heyecan ya da özlemle kucaklaşma isteğinden çok bir kurgunun sonucu gibidir. “Sevgili ..mezecinin önünden alınacak, kendi bekar evine götürülecek, dersler arası öğle tatili biraz.uzatılarak araya iki haha ha, üç hihi hi, sıkıştırılacak… Durmuş oturmuş, siyah beyaz bir çift oluşturuncaya kadar; art arda renkli ve sesli çekilen sekanslar (14-15). Ya da “Orta yaşlara doğru yol alan, bol kıvırcık sakallı bir adam, yola değil hep yukarılara doğru bakan blucinli genç kıza arabasının kornasının cırt cırt çalar. Kız sanki kimseyi beklemiyormuş gibi yaparak döner, sözüm ona şaşkın aaa sen miydin, der demez atlar arabaya” (15). Bu sahneler bir kurgudan ibarettir. Böyle olduğu varsayılmaktadır. Sonraki satırlarda “kız blucinli olduğuna göre, erkek de tercihen kadife pantolonlu olmalıdır” (15) ifadesi, özel bir durumdan çok bir genellemeye işaret eder. Yapmacıklık, aşk taklidi görüntüler sahnenin temel öğelerini oluşturur. Benzer şekilde kahraman(lar)ın mimarlık hocası, koca, kadın, adam, genç kız, öğrenci gibi cins isimlerden oluşması da bir genellemeyle karşı karşıya olduğumuzu gösterir.
Romanda oyun içinde oyun, kurgu içinde kurgudan söz edilebilir. Roman teknik açıdan senaryo ve kurguları tiye alırken, içerik olarak da ilişkilere, özellikle kadın erkek ilişkilerine alaycı bir yaklaşım sergiler. Alıntıda olduğu gibi “Üçüncü sekans: Genç kız şimdi çıplak; üstünde sadece minik pembe puanlı beyaz bikini donu var ve yatağa uzanmış erkeğin kendine doğru açılmış kollarına koşup da sıkı sıkıya onun esmer gövdesine sarılacak yerde, oda kapısının kakao rengi pervazını kucaklamış (kardeşim, bu senaryoyu yazana sorun bakalım, bu kız niye kapıları, kapı pervazlarını erkek şeyi sanıyor hep, ruhi bir hastalığı mı varmış? Ne anlam vereceğiz, sorun öğrenin bir. Olur mu?) (16). Buna benzer başka örnekler bulmak olasıdır. Örneğin mimarlık hocası ile öğrencisinin kaçamakları sonrasında, yazarın “Gördünüz mü, senaryoya göre bunlar evleniyorlar sonunda; demek hocayla öğrenciyi onun için yatakta alt alta üst üste gösterebiliyoruz biz, anlaşıldı mı efendiler?” demesi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Şu tümceler gerçek anlamda aşk ve cinsellik yaşanmadığında ortaya neyin çıkacağı konusunda ipuçları verir “Yaşanması gereken şeyin (ne yazık ki) reklamı yapılır. Tıpkı “erotik hayatımız sergisinde” olduğu gibi (22). Veya “Hoş aslında oyun oynar gibi sevişiyoruz biz de, komik şekilde, öyle değil mi?” (17).
Başlangıçta kahramanlar mimarlık hocası ile öğrenci iken, Tınılar bölümünde genç kızla delikanlı olur. Genç kız şimdi günü birlik ilişkiler yaşamaktadır. İlişkiler için otel odalarının mekân olarak seçilmesi, hem bu çok özel ilişkilerin anlamsızlaşması, hem de alay konusu olması demektir. “…Ancak iki kişiye özel konumuyla iyi ve güzel olabilen tek şey, en genele dönüşüyor, diyormuş külaltı olan küçük kadın” (831) ifadesiyle genelleşme tehlikesini ve kadın erkek ilişkilerinin düştüğü konum vurgulanır. Şu ifade de aynı noktaya işaret eder: “birbirlerinin dilini bilmeyen genç kızla delikanlı, oralarda, bugün değilse yarın, bedenleriyle anlaşabilir ve şu da olabilir. Birbirlerini az önce tanımış gövdeler aynı hızla ayrılabilirler birbirlerinden aradaki ortak acı telini, eşit ağırlıkta gererek” (32). Anlatıcı “Duygu olamadan, işin içine düşünce, inanç birliği, his mis karışmadan da ortalık sele sümüğe boğulabiliyormuş pekâlâ” derken, dolaylı bir hoşnutsuzluğu da dışa vurmuş olur (34). Genç kızla oğlan arasındaki konuşma bu açıdan daha dolaysızdır.
-Görüyorsunuz, diyordu, bedenlerimizden önce düşünecek ne kadar çok şeyimiz var
–İnançsızsınız?
–Neye
–Aşka
-Yoo, aşkı severim aslında, yani bedenim de sever. Ama artık kayıp eşyalar kısmında arayalım onu (36).

Adam’ın tepkisinde işlerin iyice sarpa sardığı yakınması vardır “Parmaklarını tenimin üstünde dolaştırmaktan hoşlanıyor musun, hoşlanmıyor musun, bilemem. Bir defasında çıldırıyorum diyorsun, bir başka sefer elimin üstündeki kıllara bile değmenin içini buz gibi ettiğini söylüyorsun… Hiç yaşamadan ölmeler, hiç sevişmeden yorulmalar... Bu kaçıncı sonbahar, kimsenin kimseyi ısıtmadığı, Üstelik yatılıyor, hep yatılıyor” (38–39). Bu tümceler, bu bildirinin başlığındaki savı doğrular niteliktedir. Sürekli beraberliklere, sevişmelere, ilişkilere rağmen ortada kayda değer bir şey yoktur. Aslı ile kopyası, olayın kendisiyle parodisi bazen öylesine iç içe gireri ki ayırt etmek neredeyse olanaksızlaşır “ Karşısında eski fotoğraflar solgunluğuyla duran kadının, az önce ensesinden öptüğü kadın oranında gerçek olup olmadığını bilmek için önlenmez bir istek duyuyor; uzanıyor, yana gevşecik sarkmış duran sağ elini alıyor onun” (48). Yazar yaşananların çok özel, çok vazgeçilmez bir yığın şeyi alıp götürdüğünü, geriye bir şeyler kalması gerektiğini Kadın’ın ağzından şöyle söyler “İyi ki tanımıyorum. Bilinmedik ezberlenmedik bir şeylerin kalmış olması, ikili ilişkilerde demek istiyorum, aşınmamışlık... Aşınmazlık... Bunun tadı...”(57). Bu olmayınca ortaya çıkan ise “hep yarım kalan sevişmeler, sürekli değişen duyarlık noktası ya da belki hiçbir zaman bulanamayan o noktalar” Böyle bir noktanın varlığı bile kuşku duyulur duruma gelir. (61). Mekânlar da içten bir birlikteliğe izin vermez. Ya da var mıdır böyle bir yer? “Sadece sevişirken, başka hiçbir zaman değil, sadece ikimiz sevişirken kendimiz olabileceğimiz bir yer, demek istiyorum. Kesilmeden doğranmadan bir birimizi tanıyabileceğimiz, bir yer...” Sonra da Kadın “Sen yoksun demiş, ben de yokum. Hiçbirimiz yokuz.”. Olmayan başka şeyler de var “Kendimize saygımız yok, güvenimiz yok, süt mavisi yok” (65). Kentler kartondan . Cama vurmuş hayaller... Aşk masallarındaki ve destanlardaki “bekle gelip seni alacağım” yerine “bekle gelip seni alacağız” denilmesi... Bütün bunlar neyi işaret etmektedir acaba? (90)
Kadınla adam yine kenetlenmiş parmaklarla birbirlerine alevli öpücükler armağan edip, gerçek mi, kurgu mu olduğu anlaşılmayan bir küçük öykü anlatılır. Çok acıklı bir öyküdür bu ve diğerleri gibi gerçekte yaşanmamış bir hayattır. “...hiç aşk yapmadım, hayatımı film yapın, hayatımı film yapın, diye haykıran” bir kadının öyküsü (71). Gerçeklikle sık sık kesilen bağlantı, bazen sayıklamaya benzer bir durumun ortaya çıkmasına neden olur. Adam “İyi ama ben kiminle evleniyorum sizce? Karda benimle yatan kadınla mı, okul arkadaşımla mı, yoksa öğrencimin mavi puanlı donuyla mı? Diye sormuş. Nişanlısı ise Ama ben kiminle evlendiğimi biliyorum demiş. Hangisiyle? Kedili çarşafta yatanla mı, yani yatmayanla, yoksa? Hepsiyle gidip dönmeyenle de!” (87)
Evlilikler de sevişmeler gibi. Kutlamalar için kendilerine özgü bir şeyler keşfetmek ister Kadın. Adamsa her zaman ve herkesin yaptığını yapmayı önerir. Her şeyin tadını kaçırıyorsun der Kadın. “Çünkü bu şeylerin zaten tadı tuzu kalmadı; hiçbir zaman da olmadı” der Adam (99). Evlilikler evliklere o kadar benzemez ki, yan tarafta, kolonun öte yakasında evli olan bir çift var. Birbirleriyle mi evliler, yoksa ayrı ayrı birileriyle mi” belli değil (100). Sonra “Cinsel Hayatımız kurslarını verenler kürsülerini birer terk etmektedirler (106). Evliliğe ilişkin şu sözler parodinin de ötesine bir kara mizaha dönüşür “Tamam pazarlık bitti. Memelerim sende kalsın. Ama ev eşyalarımı ben alıyorum. Sen onlarla başa çıkamazsın. Haa sahi deterjanlar sende kalsın” (117)

KESİK BAŞ: BİR EVLİLİK PARODİSİ

Iris Murdoch’ın da hemen bütün yapıtlarında aşk, evlilik ve cinsellik konuları sıklıkla yer alır. Bunlar bazen ciddi bir üslupla ve tonla çözümlemeye tabi tutulurken, bazen Kesik Bir Baş’ta olduğu gibi ironik bir tutum takınılır. Örneğin A Fairly Honorable Defeat, Bruno's Dream, The Black Prince ve The Nice and The Good'da evlilik, cinsellik, sadakatsizlik ve sevgisizlik sonucu sarsıntılar geçiren, bozulan ve dağılan aile tabloları ağırbaşlı bir üslupla ele alınır. Murdoch da evliliklerin toplumsal baskılar ve kurallar sonucu kendi gerçek çizgisinde değil, yapay bir yolda ve yönde ilerler. Dolayısıyla ortaya çıkan da aşkların ve evliliklerin kendisi değil, sanki parodileri çıkar ortaya.
Nazan Aksoy, Kesik Bir Baş’tan söz ederken "Murdoch'da cinsel ilişkilerin bolluğuna rağmen, cinselliğin nerdeyse hiç hissedilmediğini, romandaki cinselliğin gerçek cinsellik olmadığını, yön değiştirmiş, sapmış, bir başka deyişle mastürbasyoncu, fetişist özellikler taşıdığını" belirtir (Aksoy 81). Bu saptamanın aynısı başta Ruh Üşümesi olmak üzere Ağaoğlu’nu birçok yapıtı için de geçerlidir. Fairly Honorable Defeat'te cinselliğin sahte büyüsü ve cinselliğe dayalı bir beraberliğin kolayca yitebileceği düşüncesi ön plana çıkar. Sevgiyi sınırlayan ve onu cinsellikle aynı konuma iten etkenler üzerinde durulur. Çözüm ise "cinsellik insanları dünyaya bağlayan bir bağdır, ama kendi içinde bir amaç değil, sadece sevginin bir işlevi olmalıdır ( 23).
Kesik Bir Baş’ın da temel sorunsalı aşklar ve evlilikleridir. Geleneksel/gerçekçi bir anlatım yöntemi ile aktarılan olaylar, zaman zaman parodi olmanın da ötesine geçerek bir kara mizaha dönüşür. Üç erkek ve üç kadın arasında çok yönlü ilişkiler üzerine kurulmuş romanda, baştan sona devam eden bir evlilik yoktur. Cinsellik arzu edilerek, açlığı hissedilerek yapılan bir şey değildir; daha çok bir formalite, bir rutinden ibarettir.
Romanın girişinde Antonia ile Martin’in evli olduğunu öğreniriz. Büyük bir aşk ve tutkuyla birbirine bağlı bir çifttir. Martin’in “beni seviyor musun?” sorusuna “kendimi yitiresiye” diye yanıt verir Antonia. Martin de onu sınırsız bir aşkla sevdiğini söyler (17). Roman biraz ilerleyince Martin’in metresi Georgia ile tanışırız. Martin onu “bir çeşit neşe ve gerçek bahardan daha baharsı olan bir aldrırşsızlıkla sevmiş. Dönüşüm ve doğum sancısı içermeyen bir Nisan ayı duygusuyla sevmiş” olduğunu söyler (Kesik Bir Baş 27). Martin, Georgia’yla olan bu saf aşkı kirlenmesin diye herkesten gizlerken, karısının psikiyatrist Palmer’a ilgi duyduğunu öğrenir. Karısının bu ilişkiden dolayı boşanmak istemesine tepkisi ise “eğer psikiyatriste bu kadar aşıksan, belki onunla yatmakla iyi edersin. Ama n’olur bana boşanmadan moşanmadan söz edeyim deme hiç duymak istemiyorum” der (32). Martin’in önerdiği çözüm ise pek de yaygın olmayan bir çözümdür: “Sen benim karımsın ve ben seni seviyorum, seninle evliliğimi sürdürmek istiyorum. Bunun için iyisi mi bir kocan, bir de aşığın olmasına boyun eğ” (34). Bununla birlikte Martin, bu yaklaşımın gerçek olmaktan çok rol gereği olduğunu açıklar (38). Palmer’la birlikte yaşamaya başlayan Antonia, Martin’le Georgia’nın ilişkisini öğrenince çok üzüldüğünü, çünkü Martin’in kendisini gerçekten sevdiğini sandığını söyler (84). Bu ilişkiyi Antonia’ya söyleyen Georgia’dır ve bu yüzden Martin artık ondan hoşlanmadığını düşünür (98).
Antonia’dan özür dilemek için Palmer’a uğrayan Martin, Palmer’ı kızkardeşi Honor Klien’la aynı yatakta görünce sarsılır. Sarsıntının nedeni ilk bakışta ahlaksalmış gibi görünür çünkü bir ensest söz konusudur. Oysa sonraları gerçek nedeninin Martin’in Honor Klein’a duyduğu ilgi olduğu anlaşılır Meğer Martin “çılgınca, geri dönmemecesine ve azap duyarcasına” bir aşkla sevmekteymiş Honor’ı (127). Henüz Honor’a aşkını itiraf etmeden, Palmer’da aradığını bulamayan Antonia, gerçekte Martini sevdiğini, Martin’in de “Georgia’yı kesinlikle arzulamadığını, arzuladığı kişinin Antonia” olduğunu öğreniriz. Antonia, Palmer’ın Honor’la ilişkisinden dolayı, Martine döner ve pişman olduğunu söyler. Martin, Honor Klein’la nasıl buluşacaklarının hesabın yaparken, Antonia kocasına döndüğü için mutlu olduğunu “büyük bir sevinç ve huzur duyduğunu” söyler (150). Her şey normal, yoluna girmiş gibi görünürken, Martin’in metresi Georgia ile evleneceği sanılan Alexandra’nın (Martin’in kardeşi), Antonia’ya deliler gibi aşık olduğunu ortaya çıkar.
Amerika’ya gitmek üzere yola çıkan Palmer’in kolunda Georgia’yı görürüz. Palmer’la gideceğini sanılan Honor Klein ise Martin’in aşkını karşılıksız bırakmaz. İzlenmesi bile pek kolay olmayan bu çarpık ve çapraz ilişkiler evliliğin, aşkın ve cinselliğin parodisi olmaktan öte bir şey değildir. Aşk sözcükleri ezberlenmiş replikleri anımsatırken evlilikler her an anlaşmayı bozmaya hazır rakip taraflar görüntüsü verir.

SONUÇ

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, iletişim ve ulaşımda birbirini izleyen gelişmeler sonucu giderek küçülen dünya ve kısalan mesafeler özellikle gelişmiş/gelişmekte olan toplumlarda birçok alanda bir benzeşmeye yol açmıştır. Giyimden beslenmeye, aşktan cinselliğe alışkanlıklar, günlük davranış ve tepkiler, olaylar karşısında takınılan tutumlar, gelecek beklentileri aynileşmiş bir görüntü vermektedir.
Aşk ve cinsellik gibi oldukça bireysel eğilimlerin, tutumların ve alışkanlıkların da bu benzeşmeden nasibini aldığına tanık olmaktayız. Hatta aşkın neredeyse bireysel, kişiye özgü, farklı niteliğinin yerini toplumsal, genel, tahmin edilebilir özelliklerin aldığı söylenebilir. Birçok konuda olduğu gibi, aşk ve cinsellik de gerçekten duyumsanan ve yaşanan bir olgu olmaktan çok, bir parodiye dönüşmüştür.

KAYNAKLAR

Kitaplar
1.Ağaoğlu, A., 1999. Ruh Üşümesi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
2.Aksoy, N., 1989. Iris Murdoch, Sanatı ve Felsefesi, Mar.Üni. Tek.Eğ.Fak., Dön.Ser.İşl. Matbaası, İstanbul, s.81
3.Andaç, F., 1995. Sürgün Edilen Yalnızlığın Romanı: ‘Ruh Üşümesi’ Yazınsal Gerçekçiliğin Boyutları, Ankara, s.81
4.Fowler, R (ed.)., 1973. A Dictionary of Modern Critical Terms, Edited, School of English and American Studies Routledge and Kegan Paul London, Henley and Boston
5.Murdoch, I., 1989. Kesik Bir Baş, Ayrıntı Yayınları, İstanbul
6.Murdoch, I., 1974. The Black Prince, Warner Paperback Library, New York, p.23
7.Uğurlu, S.B., 2003. Adalet Ağaoğlu’nun Hayatı, Roman ve Hikayeleri Üzerine Bir Araştırma, Basılmamış Doktora Tezi, YYÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Van , ss. 499, 506



İnternetten alıntıdır.
.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
adalet, adalet ağaoğlu, aĞaoĞlu, aşk, bireysell, cinsellik, erotizm, iletişim, kesik baş, kitap tartışması, kitap özetleri, ruh, ruh üşümesi, Üşümesi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0