Trendyol 336*280
Kapatmak İçin Tıklayınız

Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > EDEBİYAT > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 06.02.11
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.577
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
Yeni Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami SAFA

.


DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU
Yazar: Peyami SAFA

1.KİTABIN KONUSU:


Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen olaylar.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Yazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır.
Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktoruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler. Annesi yazarın Erenköy’e gideceğini öğrenince paşanın da onu merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de Doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’le birlikte bahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissettiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken Doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder.
Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gün yazar erkenden doktora gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.

Sabah olunca yazar Kadıköy’e gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktora gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli bir şey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile Doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikisi de uyurlar.
Ertesi günü Nüzhet’le bahçede geçiren yazar Nüzhet’le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam Doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar.
Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve “Eşyalarımızı ayırdım.” dediğini duyar ve bunun üzerine evi terk etme kararı alır. Ancak annesinin de o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.
Hızla geçen günlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona durumun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpırdamamasını ister. Evi birden kalabalıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastaneye kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır. Zor geçen günlerin sonunda ameliyat günü gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtulduğunu ancak yer basamayacağını söyler.
Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de Doktor Ragıp’ la nikâhlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi Doktor Mithat ve arkadaşı onu hastaneden taburcu ettirirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:

Bize verilen öğütleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine biz oluruz.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Yazar: Tek bacağından acı çeken ve ümitleri peşinde rüyalar aleminde koşan birisi.
Nüzhet: Yerinde duramayan yaşam dolu son derece hareketli birisi.
Paşa: Disiplinli, yardım sever ve dediğim dedik, inatçı birisi.
Yengesi: İçten pazarlıklı kızının iyiliğini düşünen bir anne.
Nurefşan: Köşkün hizmetçisi ve yazarın mutluluğu için elinden geleni yapan birisi.
Doktor Ragıp: Bakımlı ve kültürlü bir doktor.
Doktor Mithat: Yazarın doktoru.
Operatör: İnsanlığa faydalı olmaya çalışan bilinçli bir tıp adamı.

5.KİTAP HAKKINDA KİŞİSEL GÖRÜŞLER:

Kısa ve anlaşılması güç bir kitap. Yazar kitaptaki şahısları psikolojik yönden ele almıştır. Sürükleyici bir kitaptır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Peyami Safa İstanbul’ da 1899 yılında doğdu. Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi göremedi, kendi kendini yetiştirdi. “ Biri Yerli ve Kopanlıklar Kralı” adlı (1913) ve “ Üç Kardeş” adlı (1918) birer hikâyelik iki küçük kitap çıkarıyor, Fağfur (1918) vb. gibi sanat dergilerinde hikâye çevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu. Savaş sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. Çıkardıkları “ Yirminci Asır “ adlı bir akşam gazetesinde “ Asrın Hikâyeleri “ genel başlığı adı altında halk için gazete hikâyeleri yazdı. İlk otuz kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikâyeler o zaman çok beğenildi; yazar devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ömer Seyfettin vb.) tarafından teşvik edildi. O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu arada “ Kültür Haftası (1936) ve Türk Düşüncesi (1953–1960) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” adlı iki de dergi çıkardı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı; savaş sonrasında çalıştığı parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladığı, genellikle gerici bir takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı. Atatürk’ün sağlığında “ Türk İnkılâbına Bakışlar(1938)“adlı bir kitap yazmışken Atatürk’ün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol tutu. 1961’ de İstanbul’ da öldü.

ESERLERİ:

Yalnızız, Fatih Harbiye, Şimşek, Bir Tereddüdün Romanı, Sözde Kızlar, Mahşer, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu



9.HARİCİYE KOĞUŞU (PEYAMİ SAFA) ROMANI ÜZERİNE BİR İNCELEME


ROMANIN KİMLİĞİ:

1.Basım: 1937,Suhulet Kitabevi

……………………………
10.Basım: 1970,Ötüken
11.Basım: 1972,Ötüken
12.Basım: 1974,Ötüken
13.Basım: 1976,Ötüken
14.Basım: 1978,Ötüken
15.Basım: 1980,Ötüken
16.Basım: 1981,Ötüken
17.Basım: 1982,Ötüken
18.Basım: 1984,Ötüken
19.Basım: 1985,Ötüken
20.Basım: 1986,Ötüken
21.Basım: 1987,Ötüken
22.Basım: 1989,Ötüken
23.Basım: 1990,Ötüken
24.Basım: 1991,Ötüken
25.Basım: 1992,Ötüken
26.Basım: 1992,Ötüken
27.Basım: 1993,Ötüken

ROMANIN KONUSU:

Fakir ve dizinden rahatsız olan bir çocuğun, kendisinden dört yaş büyük bir kıza âşık olması, beraberliğe dönüşmeyen bu aşkın getirdiği sıkıntı ve heyecanlardan dolayı rahatsızlığının artması ve nihayet ameliyat edilmesi romanın konusunu şekillendirir.

OLAY ÖRGÜSÜ:

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanının olay örgüsü üç bölümden oluşur.

Birinci bölüm, romanın başından “Beni Karşılayan Sükût” bölümüne kadar uzanan kısmıdır.(Peyami Safa (1993), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s:5, 41) Birinci bölümde çatışma, gençle hasta organı arasında meydana gelir:
“15 yaşındaki hasta genç, 9 yaşından beri çektiği dizindeki bilinmeyen hastalık dolayısıyla girmiş olduğu hastaneden bitkin bir şekilde ayrılır. Doktor, dizindeki hastalığın, bacağının kısalmasına sebep olacağını bildirmiştir. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde annesiyle yalnız oturmaktadır ve felaket yüklü bu haberi annesine mümkün olduğu kadar geç vermek için eve gitmek istemez. Ancak yapacak işi, gidecek başka yeri olmadığından eve gitmek zorundadır. Tramvayla mahallesine doğru hareket edince, şehir gürültüleri, onun aksi istikametine doğru uzaklaşmakta ve şehir bu gürültülerle birlikte geride kalmaktadır. Eşiklerinde, kapı önlerinde soluk yüzlü, çıplak ayaklı, ürkek ve sessiz çocukların oynadıkları sokaklardan geçerek, evine gelir. Annesini üzmek istemediğinden, tesellinin egemen olduğu bazı kısa ve yanlış açıklamalar yapar, hastalığının vahametini annesinden saklar. Ertesi gün, Erenköy’e, uzaktan akrabaları olan Paşa’ya gider. Köşktekilerin ısrarı üzerine orada kalır. Çocukluğundan beri arkadaş oldukları, Paşa’nın kızı Nüzhet ile aralarında hissi bir yakınlık vardır. Fakat kendisinden dört yaş büyük olmasına rağmen ruhen çocuk olan Nüzhet’i Ragıp adında bir doktor istemektedir. Bu evlenmeye sadece Nüzhet’in yengesi taraftardır. Kendisi ise Paşa’nın Doktor Ragıp’la ilgili endişelerine fazlasıyla katılmakta, Nüzhet’in, otuz beş yaşındaki koskoca bir insanla anlaşamayacağını düşünmektedir.
İkinci bölüm, “Beni Karşılayan Sükût” kısmından “Kozmopolitlerin Hücumu”na kadar sürer. (Safa, a.g.e. s:41, 72) İkinci bölümde çatışma, gençle çevresi arasında yaşanmaktadır: Yengesi, Nüzhet’le aralarını açmak için bir çare bulmuştur. Hasta gencin hastalığının bulaşıcı olması söz konusudur. Dolayısıyla Nüzhet bu gençten uzak durmalıdır. Yengesinin bu davranışı onu son derece etkiler ve bu sebeple hemen o gece köşkten ayrılmaya mecbur eder. O akşam, yengesi, yemeğe Doktor Ragıp ile annesini de davet etmiştir. Yemekte açılan siyasi bir münakaşada –geleceği üzerinde nasıl olumsuz tesirleri olacağını düşünmeksizin- Doktor ve Paşa’nın kozmopolit fikirlerine muarız olur. Bu olay Paşa’yla aralarını açmış, Paşa’nın kendisine duyduğu iyi hisleri değiştirmiştir. Bu arada Nüzhet de annesinin telkinleriyle kendisine karşı oldukça değişmiştir. Aralarında her şeyin bittiğini düşünür. Her şey öylesine ani bir değişiklikle nihayet bulmuştur ki artık tek kelime bile konuşmamaktadırlar. Sonunda dönecekleri gün gelir. Annesiyle birlikte köşktekilere veda ederler.
Üçüncü bölüm, “Kozmopolitlerin Hücumu”ndan romanın sonuna kadar olan kısmı kapsar. (Safa, a.g.e. s:72, 114) Üçüncü ve Son bölümdeyse çatışma gençle, hasta organı arasında tekrar yaşanır: Gencin hasta organıyla baş başa kalışı ve onunla mücadelesi anlatılır.)- Felaketler birbirini kovalamaktadır. Bir müddet önce fenalaşan hastalığı zamanla daha kötü bir hal alır. Yapılan bütün muayeneler ameliyata gidilmesinin şart olduğunu ortaya koymuştur. Dizindeki hastalığın aşırı ifrazat yüzünden ciğer veremine dönüşmesi mümkün olduğundan bacağın bütünüyle kesilmesi ihtimali mevcuttur. Ameliyat edilmek üzere Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na yatırılır. Operatörlerin gösterdikleri olağanüstü gayret ve ihtimam sayesinde bacağı kesilmekten kurtularak sadece biraz kısalır. Bu arada Paşa’ya nüzul indiğini ve son bir defa kendisini görmek istediğini, Doktor Ragıp ile Nüzhet’in nikâhlanmak üzere olduklarını öğrenir. Yapılan pansumanlardan sonra hastaneden çıkacağı gün gelmiştir. Günlerce yattığı bu odada daha önce olduğu gibi her zaman içinde kendisinden sonra ve ebediyen bir hastanın bulunacağını şimdiden bilmektedir. (Bakırcıoğlu, Türk romanı. s:93)

BAKIŞ AÇISI:

Tekil bakış açısı kullanılmıştır:
“Ve baktım: minderde üst üste konmuş iki yastık. (Demek annem biraz rahatsızlanmış ve buraya uzanmış). Masanın yanında rafın önüne çekilmiş bir sandalye. ( Demek annem en üst raftan bir ilaç şişesi almış ). Ha… İşte masanın üstünde bir şişe: Kordiyal.(Demek annem bir fenalık geçirmiş). Minderin üstünde ıslak, buruşuk bir mendil. (Demek annem ağlamış). (Safa, a.g.e. s:14–15)

“O gece hastalığımdan fazla zihnimi işgal ettiğinin farkında olmadan yalnız bunu düşündüm. Nüzhet’le beraber büyüdük. Benden yaşça büyük olduğu halde, onun küçükken bebekleriyle oynamasını, ben, küçümseyerek seyrederdim, bilhassa hastalığımdan sonra. Ben ondan evvel, ruhen çocukluktan çıktım, daha evvel ciddileştim. O hâlâ çocuktu. ( Fakat bu da benim hoşuma gidiyordu.) Kendimde yitirdiğim şeyleri onda buluyordum. Fakat bütün bunları arkadaş hisleri sanıyordum. (Safa, a.g.e. s:26)

“Bunu onun yüzüne vurmak istiyorum. Hakikat, yalana karşı mücadeleye beni memur ediyor. Mukaddes iş. Bunu yapacağım. Bütün hayatımı buna hasredebilirim. Dünyanın hiçbir Nüzhet’i yalan söylememelidir. (Zavallı mürahik.) Tek başıma ben buna mani olacağım. (Zavallı on beş yaşındaki hasta mürahik.) Ben mani olacağım! (Zavallı mürahik… Zavallı…)(Safa, a.g.e. s:52)
(Mürahik: Buluğ yaşına yaklaşmış erkek çocuk. Buluğ yaşına, yani on iki yaşına girip de baliğ olmayan erkek çocuğa denir. On beş yaşına kadar baliğ olmasa yine bu isim verilir. Kız çocuğuna ise: Mürâhika denir.)

ANLATICI:

Romanda hem ‘anlatan’ hem de ‘anlatılan’ konumunda olan hasta genç, çevreyi tanımlayıp betimlerken, kendi psikolojisinden gıdasını alan sözcüklerle konuşur. Örneğin:
“Öğleye doğru muayene odasının önü doldu. Sıralarda oturacak yer kalmadığı için yeni gelenler ayakta durdular ve anneler, hasta çocuklarını dizlerine oturtabilmek için duvar diplerine çömeldiler.
Karanlık dehliz. Kapalı kapıların mustatil buzlu camlarından gelen soğuk ışıkların buğusu, yüksek ve çıplak duvarlara vurarak donuyor. Saatlerce bekleyenler var. Fakat buna alışmışlar. Az kımıldanıyorlar hiç konuşmuyorlar. Dehlizin sonlarında, görünmeden açılıp kapanan bir kapının gıcırtısı. Muşambalara sürtünen bir ayak sesi. Köpüklenerek uçan ve uzaklarda kaybolan bir beyaz gömlek ve iyot, eter, yağ, ifrazat ve benzeri kokularından oluşmuş, karışımı bütünüyle anlaşılmayan bir hastane kokusu.
Hasta çocuklar, yanlarında ailelerinden birer büyük insan, ki hastalarından daha endişeli görünüyorlar ve bir anne, pelerini iliklemek bahanesiyle omuzu sarılı çocuğunun sırtını okşuyor. Onu biraz sonra çekeceğe acıya hazırlamak için.
Sıralarda hiç düz oturan yok. Hastalar sarılı bir kol veya bacağın bozduğu muvazene ile, hep, amutları kırılmış, yamru yumru duruyorlar ve büyükler küçüklere doğru eğilmişlerdir.
Başının her tarafı sargılarla kaplı yalnız bir yanağı ve bir gözü dışarıda kalmış küçük bir kız çocuğu, ağzını oynatamadığı için, babasına elleriyle işaretler yapıyor; ötekilerin hepsi, alçının kaskatı uzattığı bir bacakla, sargıların dimdik tuttuğu bir boyunla, asılmış bir kola, her tarafları kıskıvrak bağlanmış gibi hareketsizdirler. (Peyami Safa (1993), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Neşriyat, İstanbul: 5–6)
“Kenar mahalleler. Birbirine ufunetli adaleler gibi geçmiş, yaşlanmış tahta evler. Her yağmurda, her küçük fırtınada sancılanan ve biraz daha eğrilip büğrülen bu evlerin önünden her geçişimde, çoğunun ayrı ayrı maceralarını takip ederim. Kiminin kaplamaları biraz daha kararmıştı, kiminin şahnişini biraz daha yumrulmuştur, kimi biraz daha öne doğru eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir ve hepsi hastadır, onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum ve hepsi iki üç senede bir ameliyat olmadıkça yaşayamazlar, onları çok seviyorum: Ve hepsi, rüzgârlarda sancılaştıkça ne kadar inilderler ve içlerinde ne aziz şeyler saklarlar, onları çok… Çok seviyorum”(Safa, a.g.e. s:13)
“ Mithat Bey! Bu çocuğa anlatınız, mutlaka koltuk değneği kullanmalıdır, halis “arthrite”dir bu, şakaya gelmez, hastalık “ekstra- articulaire”değil ki…
-Öyle demişler.
-Halt etmişler! Ben bu dizi önce de gördüm, biliyorum.
Bana döndü:
-Yavrum! Sonra bacağını bütün bütün kaybedersin. Mutlaka bir koltuk değneği lazım. Bak yürürken de zahmet çekiyorsun. (Safa, a.g.e. s:39)

KİŞİLER:

HASTA, SAKAT ve DEJENERE TİP


Hasta Genç: Adı belirtilmemekle beraber bunun yazarın kendisi olduğu anlaşılmaktadır. Uzun müddetten beri çektiği hastalığın ruhunda uyandırdığı buhranlar içerisinde ve dolayısıyla bedbaht, aşırı derecede kuruntulu, hassas; 15 yaşında olmasına rağmen 40–50 yaşlarındaki insanların tecrübesine ve çok kuvvetli sezişlere sahip ciddi bir genç. Çok okuyor ve düşünüyor. “Hasta, sakat ve dejenere (yozlaşmış) tip” örneğini görüyoruz hasta gençte.

BATICI TİP

Nüzhet: Paşanın 19 yaşındaki -kumral saçlı, ela gözlü (Safa, a.g.e. s:29)- tek evladı. Ailesi, özellikle babası tarafından şımartılmış hoppa mizaçlı, zeki bir genç kız. Çocukluktan bir türlü kurtulamamıştır.

“ Korkusunun şiddetini hissettiren büyük bir cesaret hamlesiyle yaklaştı ve bana bakarak bir kahkaha attı.” (Safa, a.g.e. s:28)


DÜZ YAPILI KAHRAMAN

Doktor Ragıp: Uzun boylu, yakışıklı, sağlıklı, kendine güvenen bir insan. Dış görünüşünün mükemmelliğine karşılık iç dünyası basit ve kozmopolit fikirlere sahip bir genç.
Paşa: Okumayı seven, anlayışlı, babacan tavırları olan biri. Kozmopolit fikirlere sahip bir insan.
Doktor Mithat: Hasta gencin doktoru.
Nurefşan: Köşkün hizmetçisi ve genç hastanın mutluluğu için elinden geleni yapan birisi.

MEKAN:

Olay üç ayrı mekanda geçmektedir: hastane, çocuğun kenar mahallelerin birinde bulunan evi ve Erenköy’deki köşktür.
Hastane: Karanlık dehliz. “Kapalı kapıların mustatil buzlu camlarından gelen soğuk ışıkların buğusu, yüksek ve çıplak duvarlara vurarak donuyor. Saatlerce bekleyenler var. Fakat buna alışmışlar. Az kımıldanıyorlar hiç konuşmuyorlar. Dehlizin sonlarında, görünmeden açılıp kapanan bir kapının gıcırtısı. Muşambalara sürtünen bir ayak sesi. Köpüklenerek uçan ve uzaklarda kaybolan bir beyaz gömlek ve iyot, eter, yağ, ifrazat ve saire kokularından mürekkep, terkibi tamamiyle anlaşılmayan bir hastane kokusu.”(Safa, a.g.e. s:5)
“ Sıralarda hiç düz oturan yok. Hastalar sarılı bir kol veya bacağın bozduğu muvazene ile hep, amutları kırılmış, yamru yumru duruyorlar ve büyükler küçüklere doğru eğilmişlerdir.
Başının her tarafı sargılarla kaplı yalnız bir yanağı ve bir gözü dışarıda kalmış küçük bir kız çocuğu, ağzını oynatamadığı için, babasına elleriyle işaretler yapıyor; ötekilerin hepsi, alçının kaskatı uzattığı bir bacakla, sargıların dimdik tuttuğu bir boyunla, asılmış bir kola, her tarafları kıskıvrak bağlanmış gibi hareketsizdirler.
Yeni gelenlere karşı alakaları gayet kısa sürer. Düşük başlar hafif kalkar, büyük kapıya doğru hafifçe eğilir ve tekrar eski vaziyetine döner. Herkes kendi üstünde toplanan dikkatini başkasına pek az ayırır, hem de onlar ilk gördüklerini bile eskiden tanıyorlarmış gibidirler, aralarında kandan fazla akrabalık vardır; acının ve korkunun birleştirdiği müşterek bir manevi aileye mensup olduklarını hissederler, emindirler ki, insanlar arasında sabretmesini, beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Küçükler çok benzeşirler: Korku ile acının derinleştirdiği anlayışlı gözler, yaşlarına nisbetle ağır tecrübelerin kırıştırdığı ve soldurduğu manalı yüzler, tahammülün düşürdüğü başlar ve ümit. (Safa, a.g.e. s:6)”

Çocuğun kenar mahallerin birinde bulunan evi: “Kenar mahalleler. Birbirine ufunetli adaleler gibi geçmiş, yaşlanmış tahta evler. Her yağmurda, her küçük fırtınada sancılanan ve biraz daha eğrilip büğrülen bu evlerin önünden her geçişimde, çoğunun ayrı ayrı maceralarını takip ederim. Kiminin kaplamaları biraz daha kararmıştı, kiminin şahnişini biraz daha yumrulmuştur, kimi biraz daha öne doğru eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir ve hepsi hastadır, onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum ve hepsi iki üç senede bir ameliyat olmadıkça yaşayamazlar, onları çok seviyorum: Ve hepsi, rüzgârlarda sancılaştıkça ne kadar inilderler ve içlerinde ne aziz şeyler saklarlar, onları çok… Çok seviyorum”(Safa, a.g.e. s:13)
“ Bu sofa yaşlı bir insan yüzü gibidir: Evimizin bütün ruhu, kederleri ve neşesi orada görünür, her günün hadiseleri tavana, duvarlara, döşemeye bir leke, bir çizgi, bir buruşuk ve bazen de ancak bizim görebileceğimiz gizli bir işaret ilave eder. Bu sofa canlıdır: bizimle beraber kımıldar, değişir, bizimle beraber dağılır, toplanır, bizimle beraber uyur uyanır; bu sofa aramızda sanki üçüncü bir simadır ve güldüğü, ağladığı bile olur.
Bu sofa dört köşedir: Ortada sokak kapısı, iki yanında birer pencere. Pencerenin yanında bir ot minderi. Minderin yanında yemek masası. Masanın yanında iki sandalye. Bu sofada oturulur, yemek yenir, misafir kabul edilir. (Safa, a.g.e. s:14)
Erenköy’deki köşk: “ Başımızın ucunda, ta uzaklara kadar sıralanarak ötüşen ağustos böcekleri, bütün Erenköyünü uzun bir ses zinciriyle çeviriyordu. Sıcak bir rüzgâr. Sanki ilkbahardan yaza geçilen mevsim çizgisinin üstündeyiz, etrafımızda gizli bir coşkunluk var.”(Safa, a.g.e. s:21–22)
Hasta gencin çevreyi bu şekilde değerlendirişi, Nüzhet’le olan duygusal ilişkinin -Doktor Ragıp dolayısıyla- sekteye uğraması üzerine tekrar değişir. Nüzhet’in, Doktor Ragıp’a verilmek istenmesi, çocuğu, psikolojik bir çöküntüye sürükler. Bu olumsuz durum doğal olarak çocuğun bakış tarzını da etkiler ve o, daha önce iyimser bir psikolojiyle baktığı Erenköy çevresine, bu kez kötümser bir gözle bakar:
“ Bütün bu ev, bütün bu insanlar bana yabancı geliyordu. Onları bana tanıtan alakalar, hatıralar bir anda kaybolmuştur.” (Safa, a.g.e. s:42)
“Odaya Erenköy akşamları doluyordu. Her şeyin uzaklaştığı saat. Güneş ve renkler çekiliyor. Odada madeni eşyanın donuk parıltısı. Her şeyde bir iç çekilişi, bir sönme, bir hafifleme var. En katı cisimler bile eriyor ve Erenköy bayılıyor.” (Safa, a.g.e. s:71)

ZAMAN:

Romanda anlatılanlar 5 Teşrinievvel 1915’te (Safa, a.g.e. s:113) geçmektedir; bunu hasta gencin romanın sonunda defterine düştüğü tarihten anlıyoruz. Bu romanda anlatılanlar I. Dünya Savaşı’nın başlangıç yıllarına rastlar (vaka zamanı), bu yıllarda yaşanmış olan olaylar, 14–15 yıl sonra kaleme alınıp anlatılır (anlatma zamanı).
“Harp bitince bir güzel takma bacak yaptırırsınız, rahat rahat…” (Safa, a.g.e. s:90)
“Harp tebliğlerinde yaralı sayılarını okurken, hep kanlı maceraları benimkine benzeyen binlerce insanları düşünüyorum. Fakat bu beni hiç teselli etmiyor; hatta hasta uzvumun bir obüs parçasıyla kopup gitmesini tercih ediyorum.” (Safa, a.g.e. s:93)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanında iki geriye dönüş mevcuttur. Birinci geriye dönüş anlatma zamanından (1927), vak’a zamanına (1915) kadar uzanır. Bu geriye dönüşün amacı hasta gencin olayların geçtiği dönemdeki durumunu gözler önüne sermektir. Böylece hem hasta gencin hem de Paşa’nın kimliğini ortaya koymuş oluyor. Hasta gencin yedi senedir aynı rahatsızlığı çektiğini şu geriye dönüşten anlıyoruz:
“Karanlık dehlizden beyazlıklarla dolu ve aydınlık muayene odasına girdim. Beyazlıklar ve madeni parıltılar. Yedi senedir bu işin teferruatını iyi öğrenmiş olduğum için vakit kaybettirmemeye mecbur oturdum, soyundum ve sol dizimi çözmeye hazırlanan hasta bakıcı kıza uzattım.” (Safa, a.g.e. s:8) Ayrıca Paşa’nın siyasi ve sosyal yönlerini daha yakından tanıma imkânına da kavuşur. (Tekin, a.g.e. s:150)
İkinci geriye dönüş “Korkunç Yarın” adlı bölümde “Beni köşkte birkaç gün daha kalmaya mecbur eden annemin gelişi, bütün bu felaketlerin başlangıcı olmuştu. Köşkün derinliklerinde cereyan eden ruhi bir trajediden haberi olmayan bu kadın, yengeme her fırsatta Doktor Ragıp’ı metih de ediyordu.” (Safa, a.g.e. s:75) yer alan bu sözlerle köşk zamanı anlatılmaktadır geriye kalan bölümlerde zaman tamamiyle belirsizleşir ve herhangi bir olaya dayanmaksızın üç aydan fazla bir zamanın geride kaldığı belirtilir. (Tekin,(1999) a.g.e. s “Zaman yürümüyor, dakikalar korkunç bir sıkıntı içinde uzuyorlar, hatta dağılıyor, birikmiyor, toplanmıyor ve bir çeyrek saat olamıyorlar.” (Safa, a.g.e. s:98)

DİL VE ÜSLUP:

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanında biçim/içerik uyumu vardır. Romanın düzenlenmesinde bölümle başlık arasına yerleştirilen ve sağ tarafta yer alan epigraflar metinde işlenen tema ile başlık arasında bağlantıyı sağlarken diğer yandan da okuyucunun ilgisini metin üzerine çeker, ilgiyi sürekli kılar. Örneğin:

“BİR GENÇ KIZ NE İSTER

Mutlu olmak ister(Safa, a.g.e. s:28)

“GİZLİ KONUŞULAN ŞEY

Bir odanın içindeki sır(Safa, a.g.e. s:48)


“NÜZHET BANA YALAN SÖYLEDİ

Dünyanın hiçbir Nüzhet’i yalan söylememelidir.” (Safa, a.g.e. s:51)


“KOZMOPOLİTLERİN HÜCUMU

Ellerinde siyah boyalarla gelen mukaddes adamlar. (Safa, a.g.e.s:72)”


“ÜÇÜNCÜ HALET
Ümitten, aşktan ve tembellikten mürekkep bir hareket(Safa, a.g.e. s:83)”

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda tezatlar büyük bir yer tutar. Bunlar hasta gencin ruhi durumuyla yakından ilgilidir. O, kapalı mekân/tabiat, sağlık/hastalık, zenginlik/yoksulluk, çirkinlik/güzellik, keder/saadet hasreti, hayat/ölüm, korku/ümit tezatları içindedir.
Çok kısa olaylar ve izlenimler, çok kısa süren bölümler haline getirilmiştir. Her bölümde hasta gencin dikkati bir başka objede yoğunlaşır.
Heyecan cümlelerine çokça yer verilmiştir:
“Arkamdan bir şehir kaçıyor. Dizlerimde bir kerpeten. Hastalık ve doğa. Çamların arasında beyazlıklar. Bünye! Bünye! Sizin için her şeyden evvel bu. Evimizin sokak kapısı önünde çocuklar, birdenbire keskin bir çığlık. Daha sabredelim mi? Yengemin Paşa’ya uzattığı çanta ve Paşa’nın bana elini uzatırken yüzündeki şefkatin arkasına gizlenen istihfaf, istihza, nefret, hâkimiyet, mum ışığının sallantıları arasında uzanıp kısalan bir boy. Canlı, hareketli gözler, simsiyah ve hareketsiz. Uyuyamadım, diyor, ben de uyuyamadım, sen niçin uyuyamadın? Ben bir şeyler düşündüm, ben de bir şeyler. Gömleğinin üstünde bir şal… Arkamda açık duran balkon kapısından hafif bir rüzgâr giriyor. Hani benim kitaplarım? Çırçıplak, sapsarı, upuzun bir vücut. Yanakları çökmüş ve tıraşı gelmiş. Horatio! Bana bir şeyler söyle! Ne söyleyeyim efendimiz?

Aydın bir kişinin konuşmasına örnek olarak şunu verebiliriz:
Operatör, başını salladı ve Mithat Bey’e döndü:
- Azizim Doktor! Verdikleri karar doğrudur. Dizimde, camları da görüyorsunuz. Perioste’lar harap. Mafsal harap. “Osteoperiostite” “osteite” her şey var. Neresini kazıyalım? Bu ifrazattan korkulur. Baksana hasta ne hale gelmiş… Sen bu melun basili bilirsin. (Safa, a.g.e. s:95)

ANLATIM TEKNİKLERİ:

TASVİR TEKNİĞİ:


“Kenar mahalleler. Birbirine ufunetli adaleler gibi geçmiş, yaşlanmış tahta evler. Her yağmurda, her küçük fırtınada sancılanan ve biraz daha eğrilip büğrülen bu evlerin önünden her geçişimde, çoğunun ayrı ayrı maceralarını takip ederim. Kiminin kaplamaları biraz daha kararmıştı, kiminin şahnişini biraz daha yumrulmuştur, kimi biraz daha öne doğru eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir ve hepsi hastadır, onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum ve hepsi iki üç senede bir ameliyat olmadıkça yaşayamazlar, onları çok seviyorum: Ve hepsi, rüzgârlarda sancılaştıkça ne kadar inilderler ve içlerinde ne aziz şeyler saklarlar, onları çok… Çok seviyorum”(Safa, a.g.e. s:13) (s:17)

GERİYE DÖNÜŞ TEKNİĞİ:

İki geriye dönüş vardır romanda.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanında iki geriye dönüş mevcuttur. Birinci geriye dönüş anlatma zamanından (1927), vak’a zamanına (1915) kadar uzanır. Bu geriye dönüşün amacı hasta gencin olayların geçtiği dönemdeki durumunu gözler önüne sermektir. Böylece hem hasta gencin hem de Paşa’nın kimliğini ortaya koymuş oluyor. Hasta gencin 7 senedir aynı rahatsızlığı çektiğini şu geriye dönüşten anlıyoruz:
“Karanlık dehlizden beyazlıklarla dolu ve aydınlık muayene odasına girdim. Beyazlıklar ve madeni parıltılar. Yedi senedir bu işin teferruatını iyi öğrenmiş olduğum için vakit kaybettirmemeye mecbur oturdum, soyundum ve sol dizimi çözmeye hazırlanan hasta bakıcı kıza uzattım.” (Safa, a.g.e. s:8) Ayrıca Paşa’nın siyasi ve sosyal yönlerini daha yakından tanıma imkânına da kavuşur. (Tekin, a.g.e. s:150)
İkinci geriye dönüş “Korkunç Yarın” adlı bölümde “Beni köşkte birkaç gün daha kalmaya mecbur eden annemin gelişi, bütün bu felaketlerin başlangıcı olmuştu. Köşkün derinliklerinde cereyan eden ruhi bir trajediden haberi olmayan bu kadın, yengeme her fırsatta Doktor Ragıp’ı medih de ediyordu.” (Safa, a.g.e. s:75) yer alan bu sözlerle köşk zamanı anlatılmaktadır geriye kalan bölümlerde zaman tamamiyle belirsizleşir ve herhangi bir olaya dayanmaksızın üç aydan fazla bir zamanın geride kaldığı belirtilir. (Tekin,(1999) a.g.e. s “Zaman yürümüyor, dakikalar korkunç bir sıkıntı içinde uzuyorlar, hatta dağılıyor, birikmiyor, toplanmıyor ve bir çeyrek saat olamıyorlar.” (Safa, a.g.e. s:98)

LEİTMOTİV TEKNİĞİ:

(Ana motif, kılavuz motif, bir müzik ya da opera parçasında tüm eser boyunca tekrarlanan bir düşünce, bir duygu, bir durum ya da bir kişi hatırlatmaya yarayan ayırt edici nitelikte motif ya da tema. Redhausse, Oxford ) : Jest ve mimiklerin leitmotiv olarak kullanılmasına Nüzhet’in zamanlı zamansız kahkahalarını örnek verebiliriz.

KAYNAKÇA:

BAKIRCIOĞLU, N. Ziya (2004); Başlangıcından Günümüze Türk Romanı, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul
SAFA, Peyami (1993); Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul
TEKİN, Mehmet (2006); Roman Sanatı 1, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul
TEKİN, Mehmet (1999); Romancı Yönüyle Peyami Safa, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul



.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
dokuzuncu, dokuzuncu hariciye koğuşu, dokuzuncu hariciye koğuşu roman incelemesi, dokuzuncu hariciye koğuşu roman özeti, dokuzuncu hariciye koğuşunun analizi, hariciye, koğuşu, peyami, peyami safa, peyami safa hakkında kısa bilgi, roman özetleri, safa


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0