Trendyol 336*280
Kapatmak İçin Tıklayınız

Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > EDEBİYAT > Kitap Özetleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 13.02.11
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.577
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
Yeni Beyaz Gemi - Cengiz AYTMATOV

.


BEYAZ GEMİ



Yazar: Cengiz AYTMATOV


KİTABIN KONUSU


Roman, San Taş Vadisi’nde etrafındaki beş altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almaktadır.

San Taş vadisinde yalnız üç aile oturmaktadır. Orman koruyucuların amiri Orozkul ve karısı Bekey’in, Bekey’in babası Mümin’in ve Seydahmet’in evinden başka yakınlarda bir ev bulunmamaktadır. Bu üç evin tek oğlan çocuğu da Mümin’in torunudur.

Sıcak bir yaz günü, bu kimsesiz yere bir kaptıkaçtı gelir. Her türlü zerzevat satan bu adamı görünce Bekey Teyze, Nine ve Gülcemal hemen heyecanla eşyalara bakmaya başlarlar. Alacaklarmış gibi her şeyi karıştırırlar. Daha sonra hepsi de teker teker paralarının olmadığını söyleyerek bir şey almadan evlerine dönerler. Kaptıkaçtı sinirlenir. Yalnız çocukla konuşur ve ona şeker verir. O sırada, Mümin Dede gelir. Cebindeki uzun zamandır buruşmuş duran parayı torununa çanta almak İçin kullanır. Çocuk, buna çok sevinir. Çok sevdiği dedesi, ona okula gitmesi için çanta almıştır. Çocuk, çantasını Bekey Hala’sına, Gülcemal’e, ninesine gösterir. Hepsine artık okula gideceğini söyler. Mutluluktan havalarda uçmaktadır. Artık dedesinin ona önceden hediye ettiği dürbün kadar sevdiği bir de çantası olmuştur.

Çocuk, arkadaşı ve kardeşi hiç olmadığından dürbünü ile konuşmakta, onunla hayallerini paylaşmaktadır. Şimdi de üç kişi olduklarını düşünür. Dürbünü, çantası ve kendisi. Onlarla birlikte Işık Göl’e gider. Oradan dürbünle uzaklara bakmakta, akşama doğru gelen beyaz gemiyi dürbünüyle seyretmektedir. Beyaz gemi görünmeden önce yine çok uzaklarda olan okuluna bakar. Oraya gideceği günün hayalini kurar. Bu arada danayı gözden kaçırdığı için bağıran ninesinin sesini duyarak korkar. Ninesini unutarak uzaktan gelen beyaz gemiye dalar. Büyük bir hayranlık içinde, beyaz köpükler içinde giden gemiyi seyreder. Bir balık olup gemiye ulaşma isteği duyar içinde. Belki beyaz geminin içinde dedesinden gemici olduğunu öğrendiği babası vardır. Dedesi, babasının gemilerde çalıştığını, yeniden evlendiğini, karısı ve çocuklarının her gün onu limanda beklediğini anlatmıştır ona. O da balık olup denizde yüzerek beyaz gemiye ulaşma hayali kurar, gemiye “Seni dürbünle izleyen çocuk benim.” dedikten sonra babasına oğlu olduğunu söylemeyi hayal eder. Babasına ona dedesinin anlattığı her şeyden, yaşadığı ortamdan söz etmeyi çok arzulamaktadır. Orozkul’un halasını her gün dövdüğünden, dedesinin bu yüzden kan ağladığından, her geçen gün çöktüğünden söz etmeyi istemektedir. Fakat sonunda, babasını sahilde bekleyen yeni ailesini düşünür, onu aralarına alıp almama konusuna gelince hayaline son verir. Gemi gittikçe küçülünce, çocuk, dürbününü ve çantasını yanına alarak eve gider. Avluların ıssızlığından Orozkul’un yine halasını dövdüğünü anlar. Akşam olduğunda, yatacağı zaman çocuk, çantasını nereye koyacağına bir türlü karar veremez. En sonunda başucuna koyar. Yatmadan dedesinin ona anlattığı masalı dinlemek ister. Fakat dedesi ona anlatacak durumda değildir. Masalı kendi kendine düşünür.

Çok eski bir zamanda bir gölün kenarında bir Kırgız oymağı yaşarmış. Adı Yenisey olan bu yere halkı “Enesay” dermiş. Enesay’ın çevresinde çok çeşitli uluslar varmış, bunlar sürekli savaşır, hiç insan kalmayana kadar birbirlerini öldürürlermiş. Bir gün, ormanda bir kuş türemiş. “Başınıza bir felaket gelecek.” diye ötermiş bu kuş. Bela gecikmemiş.

Kırgız ulusu, yaşlı başbuğlarını gömme hazırlıklarına başlamış. Hakanı gömme töreni sırasında bir düşman ordusu onları hazırlıksız yakalayarak, bir tek insan kalmayana kadar öldürmüş. Yalnız ormanda bir küçük kız ve erkek çocuğu olanlardan habersizmiş. Meydana geldiklerinde tüm yakınlarının öldürüldüğünü görerek ağlamaya başlamışlar. Bir süre sonra, yavruları yeni ölmüş bir geyik ana onları yanına alarak çok uzak bir memlekete, Işık Göl civarına götürmüş. Onları her türlü zorluktan korumuş. Kız ve erkek büyüyünce evlenmişler. Boynuzlu Maral Ana’nın yardımlarıyla Kırgız ulusunun soyu bu iki kişiden meydana gelmiş. Çok mutlu bir yaşamları olmuş; ta ki geyikleri öldürmeye başlayana kadar. Geyik ticaretine başlayan Kırgız soyu Maral Ana’nın küsüp, sonsuza kadar onları terk etmesine neden olmuş.

Dağlara yeniden sonbahar gelmiştir. Orozkul önde, Mümin arkada bir kütüğü dağlardan indirmeye çalışmaktadırlar. Orozkul, ormanı korumakla görevli olduğu halde karşılığını alarak ormandan ağaç kesilmesine izin vermektedir. Orozkul, sinirini Mümin’den çıkararak kütüğü indirmeye çalışmaktadır. Fakat kütük hareket etmemektedir. Kütüğün ırmaktan geçirilip alıcı kamyona ulaştırılması gerekmektedir. Tomruk çok ağırdır. Kütüğü, zavallı at beraberinde Orozkul’u da sürükleyerek düşürür. Artık olanlara katlanamayan Mümin Dede, torununun okuldan alınma zamanı geldiğini söyleyerek ilk defa Orozkul’a baş kaldırır ve onu oracıkta yalnız bırakır. Mümin torununun onu beklemesine gönlü razı olmadığı için sonuçlarına katlanarak ilk kez patronu ve damadı olan Orozkul’a isyan eder. Eve gittiğinde Orozkul’un kimsenin dokunmaya bile cüret edemediği atına binerek, torununu almaya gider. Okula giderken yolda öğretmeninin torununu getirdiğini görür. Çocuk, ağlamaktan gözleri şişmiş bir durumdadır. Yolda dede, torununun gönlünü almaya çalışır. Ona geyiklerin tekrar ormana geldiğini, belki Maral Ananın da içlerinde olduğunu anlatır.

Orozkul, eve vardığında içi intikam hisleri ile doludur. Sevgili atını da yerinde bulamayınca çılgına döner ve karısı Bekey’i evden kovar, artık “Karım değilsin.” der. Bekey de Seydahmetlere sığınır.

Mümin, eve geldiğinde yemek yerlerken nine asık suratla hiç ses çıkarmamaktadır. Çocuk kötü bir şeyler döndüğünü anlar. Nine, Mümin’e Orozkul’un gönlünü almasını söyler, aksi takdirde işsiz ve aç kalacaklardır. Orozkul’un, kendisini ahırda görünce işten kovduğunu haykırır. Çocuğun biraz ateşi çıkmıştır. Pencereden geyikleri görür ve dedesinin başına gelenleri biraz unutur gibi olur ve sevinir. Yatağında hasta hasta otururken dedesi, “Beni al da Orozkul’a bir çocuk ver.” diye ağlamaktadır.

Ev karmakarışıkken Seydahmet bir kamyonla döner. Ertesi gün akşam evlerine kış günü uzun zamandır ilk defa birileri gelir. Arca vadisinden kuru ot getirmeye giden sürücülerdir bunlar. Kamyonları çalışmadığı için onlara sığınmışlardır. Akşam güzel bir sohbet oluşur. İçlerinden adı Kulubeg olan gence çocuk çok ısınır. Kulubeg ona âdeta bir baba şefkati gösterir. Aralarında kısa sürede bir sevgi oluşur. Çocuk, onların konuşmalarını Kulubeg’in kucağında dinlerken uyuyakalır.

Sabah olduğunda Mümin misafirleri doyurmak için erkenden kalkar, torununu da yanına alır ve bir tokluyu keserek pişirirler. Yemekler yendikten sonra, sürücüler yola çıkınca çocuk buruk bir hüzün içinde kalakalır. Bu arada, misafirlerin olması bir nebze Orozkul’u yatıştırmıştır. Dedesinin durumuna üzülen çocuk, aşırı derecede hastalanır, ateşi çıkar. Ninesi, her şeyin onun yüzünden olduğunu söyleyerek kaynar sütü zorla içirir.

Ertesi gün, Orozkul, Seydahmet ve Koketay adında bir köylü ırmağa takılıp kalan kütüğü çıkarmaya çalışırlar. Mümin kendini affettirmek için Orozkul’un peşinde dolanmaktadır. Orozkul, Mümin’i dize getirdiği için çok mutludur. Bir süre sonra, geyikleri görürler. Bağırmaya başlarlar. Öldürüp kilolarca ete kavuşmak hırsıyla yanıp tutuşurlar. Mümin, yalvarır onlara. Geyik avının yasak olduğunu, ayrıca onların kutsal olduğunu söyler. Fakat Orozkul, geyikleri avlamadıkları takdirde işten atacağını anlatarak tehdit eder. Mümin, bütün değerlerine, inançlarına rağmen geyiği öldürmek zorunda kalır.

Çocuk, midesi bulanmış bir halde uyanır. Dışarıdan çok ses gelmektedir. Dedesini arar. Fakat garip bir şeyler olmaktadır. Kazanların içinde kilolarca et görür. Dedesi de körkütük sarhoştur. Onu ilk kez sarhoş görür. O şefkatli dedesinin yanına gittiğinde dedesi: “Git başımdan!1′ der. Çocuk, samanlığın dibinde geyik ananın kan içinde kesilmiş kafasını görünce eli ayağı buz gibi olur. Midesi bulanır, bütün inançları sarsılır. Çocuk, odasında yalnız başına ağlamaya başlar. Odadan dışarı çıkmamaya karar verir. Fakat dedesini görür aniden. Dedesi kesilmiş geyiğin kafasının yanına uzanmış, hiç hareket etmemekte, duruşu aynı ölü geyiğe benzemektedir. Çocuk korkar ve uzaklaşır oradan.

Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır.


KİTABIN ANA FİKRİ:

İnsanları güçsüz ya da hoşgörülü oldukları için ezmeye çalışmamalı ve küçük çıkarlar uğruna doğaya zarar vermemeliyiz.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Romanda olaylar belli bir sıra dâhilinde anlatılmamış; atlamalar yapılmıştır. Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta zorlanmamaktadır. Kitaptaki olaylar genelde bir-iki kişi arasında yaşanmış küçük olaylardır. Olayların tasviri iyi olduğu için okuyucu olayları kolayca hayal edebilmektedir.

KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

MÜMİN DEDE: Çok iyi kalpli, yardımsever, çalışkan bir insandır. Çevresinde “Hamarat Mümin” olarak tanınır. Romanın kahramanı olan çocuğun dedesidir. İyi yürekli, sabırlı, yumuşak başlı, minyon tipli 60–70 yaşlarında köse bir ihtiyardır. Damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Vadideki üç evin birinde ikinci karısı ve torunu ile yaşamaktadır.

ÇOCUK: 5–6 yaşlarında, kısa boylu, kepçe kulaklı, çirkin bir çocuktur. Milli değerlerinden ve özünden uzaklaştırılmış, masum çocukları simgelemektedir. Romanda adı söylenmez. Annesi ve babası tarafından terk edilmiştir. Hiç arkadaşı yoktur. Hayalperest ve mutsuzdur. Doğayı çok sever.

OROZKUL: Çirkin, şişman, kaba saba, menfaatperest, içkiye aşırı derecede düşkün, aşırı derecede kötü bir insandır. İnsanlardan ve doğadan nefret eden, sinirli, umursamaz biridir. Korucubaşıdır fakat ormana en çok o zarar vermektedir. Mümin’in kızı Bekey ile evlidir. Çocukları olmadığı için her şeye lanet eder ve kısır karısını her gün döver.

BEKEY: Orozkul’un karısı ve Mümin Dede’nin kızıdır. Kısırdır, sabırlı ve hoşgörülü bir kadındır. Çocuğu olmadığı için sarhoş kocasından hep dayak yer. Bu yüzden çatık kaşlı, asık suratlı ve sinirli bir yapısı vardır.

NİNE: Mümin Dede’nin sonradan evlendiği, ikinci karısıdır. Tersi yüzü belli olmayan, otoriter, bazen neşeli bazen sinirli olan, maddiyata bağlı bir kadındır.

SEYDAHMET: Orman koruyucularından üçüncüsüdür. (Diğer ikisi Orozkul ve Mümin Dede.) Tembel, neşeli, ruhsuz, sıradan bir insandır.Uzun boylu, çirkin biridir. Tembeldir. Orozkul’un ve dedenin yanında çalışmaktadır. Bir karısı ve bir kızı vardır.

GÜLCEMAL: Seydahmet’in karısıdır. Günlerini genelde çocuğun ninesine ve Bekey’e yardım etmekle ve kızına bakmakla geçirir.

KULUBEG: Genç, yakışıklı ve güçlü bir şofördür. Maral Ana’nın soyundan geldiğinin bilincinde olan kamyoncudur. Çocuğun rüyalarındaki beklenen kahramandır. Orozkul’dan intikam alacak kişidir. Her ne kadar Maral Ana’yı kurtarmak için yetişememişse de yazar tarafından bir gün geleceği söylenerek sembolleştirilip kahramanlaştırılan yeni nesil, gençlik ve kahramanlığın karakteridir.

KOKETAY: Orozkul’un arkadaşıdır. İri yapılı, esmer tenli bir adamdır.

Romanda ayrıca çocuğun annesi, babası, boynuzlu maral ana, köpeği Beltek, kayaları “Eyer, Tank, Deve, Kurt karakterlerinden de söz edilmektedir ama bu karakterler hakkında çok fazla bilgi sunulmamıştır.

KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER:

Kitabın başlığı ile içeriği arasında bir uyumsuzluk söz konusudur. Beyaz gemiden kitapta çok fazla söz edilmemektedir. Bu nedenle olayların beyaz gemi ile alakası yok denecek kadar azdır. Betimlemeler yetersiz ve akıcılık kısıtlıdır. Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta pek zorlanmaz. Kişilerin fiziksel özellikleri üzerinde çok az durulmasına karşın; çocuğun psikolojisi iyi anlatılmıştır.



.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
aytmatov, aytmatov cengiz, beyaz, beyaz gemi, beyaz geminin kahramanları hakkında bilgi, cengiz, cengiz aytmatov, efsaneler, gemi, geyik motifleri, kitap özetleri, kurt, kırgız edebiyatı, roman tahlilleri, rus edebiyatı, tanınmış romanların içerikleri, türk kökenli romancılar, türk romancılar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0