
03.07.08
|
|
|
Kurucu Üye
-------------------
|
|
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
|
|
|
Orhan Veli Kanık
Orhan Veli KANIK
“1914'te doğdum. Bir yaşında kurbağadan korktum. İki yaşımda gurbete çıktım. Yedisinde mektebe başladım. Dokuz yaşında okumaya, on yaşında yazmaya merak saldım. On üçte Oktay Rifat'ı, on altıda Melih Cevdet'i tanıdım. On yedi yaşında bara gittim. On sekizimde rakıya başladım. On dokuzumdan sonra avarelik devrim başlar. Yirmi yaşından sonra da para kazanmayı ve sefalet çekmeyi öğrendim. Yirmi beşimde başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim. “diyerek tanıtır kendini Orhan Veli KANIK.
Yaşamı:
Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914’te doğdu. Babası Mehmet Kanık, annesi Fatma Nigâr'dır. İki kardeşi vardır: Yazar Adnan Veli Kanık (1916–1972) ve Füruzan Yolyapan.
Orhan Veli'nin çocukluğu İstanbul'da Beykoz ile Beşiktaş ve Cihangir'de geçer. Mütareke sırasında Beşiktaş'ta Akaretlerdeki ilkokulun ana sınıfına girer. Bir yıl sonra buradan alınarak Galatasaray Lisesi'ne yatılı verilir. Fransızca’ ya büyük ilgi duyar. Derslerinin yanı sıra spora da düşkünlük gösterir.
1925'te dördüncü sınıfı tamamlayarak, babasının isteğiyle Galatasaray Lisesi'nden ayrılır. Annesiyle Ankara'ya gider. Gazi İlkokulu'nun beşinci sınıfına yazılır. Bir yıl sonra Ankara Erkek Lisesi'ne girer.
Edebiyata merakı ilkokulda başlar, gittikçe artar. "Çocuk Dünyası" dergisinde bir şiiri basılır. Yedinci sınıfta Oktay Rifat'la tanışır. Bir yıl sonra da Melih Cevdet'le tanışıp arkadaş olur. Üç arkadaş yazdıkları şiirleri birbirine okurlar. Çeşitli sanat sorunları üzerine tartışır, söyleşirler. Melih Cevdet'in sonradan belirttiğine göre, o dönemde Orhan Veli "uzun boylu, ipince, sivilceli, durgun" bir delikanlıdır.
Orhan Veli lisenin ilk sınıflarında öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar'dan yakınlık ve yardım görür. Onun özendirmeleri ve öğütleriyle yazmayı sürdürür. Ayrıca, daha sonra, Rıfkı Melül Meriç ile Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu gibi öğretmenlerden de yararlanır. Bunlardan özellikle Rıfkı Melül Meriç'i sürekli saygı ve sevgiyle anar.
Lisede okurken oyun çalışmalarına katılır. Onda öteden beri tiyatro merakı vardır. Küçüklüğünde yazdığı bazı oyunları evlerinin bahçesinde kardeşi ve arkadaşlarıyla oynamıştır.
Lisede kooperatifin parasıyla Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le, "Sesimiz" adlı bir dergi çıkarır. Arkadaşlarıyla orada yazar, canla başla çalışır.
Orhan Veli'nin hayatındaki son ve en önemli kadın Nahit Hanımdır. Ankara Kız Lisesi ve Haydarpaşa Erkek Lisesi'nin yanı sıra Edirne Lisesi'nde de edebiyat öğretmenliği yapan Nahit Hanım için Samet Ağaoğlu anılarında "Rönesans gibi kadın" tanımlamasını; Cemal Süreya "Bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın da diyebiliriz ya da Cumhuriyet gibi kadın…" tanımlamasını, kullanmışlardır.
Nahit Hanım, 1980 yılında Orhan Veli ile ilgili Zeynep Oral'la yaptığı konuşmada:
"O'nu tek kelimeyle anlatmaya çalışsam, hüzünlüydü derim. Hüzünlüydü. Mahzundu. Neden? Bence... Tabii başkasına, başkalarına göre başka türlü olabilir. Ama bana soruyorsunuz. Onun için bana göre, benim düşündüğümü söylemek zorundayım. Yapısından geliyordu bu hüzün... Her şeyi ama her şeyi içine atmasından... Fiziğinden... Öfkesini bile içine atardı. Sıkıntılarını da... Hüzünlüydü. Ve sessizliğe gömülürdü. Konuşmazdı. Sıkıldığında, üzüldüğünde konuşmazdı. 'Şimdi gelirim.' der, kalkar gider, ya yarım saat sonra, ya üç gün sonra gelirdi... Örneğin, Mahzun Durmak şiiri, O'nun tavrına çok uygun bir şiirdir."
”Sevdiğim insanlara
Kızabilirdim
Eğer sevmek bana
Mahzun durmayı
Öğretmeseydi
1933'te liseyi bitirir. İstanbul'a gelir. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne yazılır. Fakültenin Talebe Cemiyeti Başkanlığı'na seçilir. Bir yandan Fakülte'ye devam ederken, bir yandan da Galatasaray Lisesi'nde öğretmen yardımcılığı yapar. At yarışlarına merak sarar.
Fakülteyi bitirmeden, 1936'da Ankara'ya döner. P.T.T. Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu'na memur olur. Aynı yılın 1 Aralığında "Varlık" Dergisi'nde "Oaristys", "Ebabil", “Eldorado", “Düşüncelerimin Başucunda" başlıklı şiirleri yayımlanır. Bunları, bir bölümü Mehmet Ali Sel imzasını taşıyan öbür şiirleri izler. 1936–1942 yılları arasında "Varlık"ın yanı sıra "İnsan", "Ses", "Gençlik", "Küllük", "İnkılâpçı Gençlik" dergilerinde şiir ve yazıları basılır.
1938 Ocağında yazdığı "Oktay'a Mektuplar"da da belirttiği gibi bir süre işsiz kalır, geçim sıkıntısı çeker:
Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz
Ne üstte var, ne başta
Onu sevmeseydim
Belki de beklemezdim
İnsanlar için öleceğim günü
1939'da Ankara'da bir otomobil kazası geçirir, yirmi gün komada, Numune Hastanesi'nde kalır. Melih Cevdet'in kullandığı araba Çubuk Barajı tepesinden aşağı yuvarlanmıştır.
1941'de İstanbul'da Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le "Garip" adlı kitabı çıkarır. Kitap, büyük yankılar yaratır. Bir sürü övgü ve yergiye konu olur.
Orhan Veli aynı yılın güzünde askere çağırılır. Terhis dönüşü Ankara'ya gelir. Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'na girer. 1942–1948 döneminde "Varlık", "Ülkü", "Demet", "İşte", "Aile" dergilerinde şiir ve yazıları görülür. "Vazgeçemediğim", "Destan Gibi", "Yenisi" adlı şiir kitapları basılır. Fransızcadan çevirileri yayımlanır.
Hasan Ali Yücel'den sonra Reşat Şemsettin Sirer bakan olunca, Milli eğitimde tutucu, baskıcı bir hava eser. Orhan Veli buna uyamayacağını anlayarak buradaki işinden ayrılır.
1949'da “Karşı” adlı son şiir kitabını çıkarır.
Ankara'da karanlık bir sokakta yürürken belediyenin kazdırdığı bir çukura düşer. Başından hafifçe yaralanır. Sonra İstanbul'a gelir.
"...vücudundaki sızılardan şikâyet ediyordu. 14 Kasım (1950) Salı günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi. Hastaneye kaldırıldı. Beyninde damar çatlaması yüzünden başlayan baygınlığın nedeni ilkin hekimler tarafından anlaşılamadı. Alkol zehirlenmesine karşı tedavi yapıldı. Saat 20.00 de komaya girdi. Bütün gayretlere rağmen kurtarılamayarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde hayata gözlerini yumdu." (Adnan Veli Kanık)
Sait Faik, Vatan-Sanat Yaprağı adlı dergiye 15 Kasım 1953 tarihinde yazdığı yazıda şunları söyler:
"Onu her yıl anmaktan bir fayda çıkmaz gibi geliyor bana. Genç şair ve eleştirmeciler onun için bir kaç kitap yazsalar çok yerinde olur. Aradan bir on sene geçsin, kıymeti daha çok anlaşılacak gibime geliyor. Her sene anmak, onu biraz aktüel yapıyor ve yaşayan şairlerin kıymeti ile kıymetlendiriyoruz. Halbuki aramızdan ayrılan şairi başka türlü kıymetlendirmek gerekir. Düşmanlıkları ve kıskançlıkları üstüne çekmek lazım. O, kavgaların ve kıskançlıkların ötesindedir. Bir genç şair eleştirmecinin onu uzun uzun, seve seve bize anlatmasını bekliyorum."
YAPITLARI:
Garip (1941)
Vazgeçemediğim (1945)
Destan Gibi (1946)
Yenisi (1947)
Karşı (1949)
La Fontaine Masalları (1948)
Nasrettin Hoca Hikâyeleri (1949)
Denizkızı
Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi
Saçları, dudakları
Deniz koktu sabaha kadar
Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi
Yoksuldu, biliyorum
-Ama boyuna da yoksulluk sözü edilmez ya-
Kulağımın dibinde, yavaş yavaş
Aşk türküleri söyledi
Neler görmüş, neler öğrenmişti kimbilir
Denizle boğaz boğaza geçen hayatında
Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak
Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek
Dikenli balıkları hatırlatmak için
Elleri ellerime değdi
O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm
Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde
Onun saçları öğretti bana dalgayı
Çalkandım durdum rüyalar içinde
Orhan Veli Kanık

Kumrulu Şiir
Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir
Nedir bu yosun kokusu
Martıların gürültüsü havalarda
Nedir
Yolculuk olmalı, yolculuk
Orhan Veli Kanık
|