
13.02.09
|
|
|
Kurucu Üye
-------------------
|
|
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 41
Tecrübe Puanı : 3321
|
|
|
Sözlü Edebiyat Ürünleri
.
SÖZLÜ EDEBİYAT DÖNEMİ
Yazı kullanılmaya başlanmadan önceki dönemlerde edebiyat sözlü idi. İslamiyet öncesi dönemde Türk ulusunun kendine ait sözlü edebiyat ürünleri vardı. Türk edebiyatında İslamiyet öncesi döneme ait yazılı ürün yok denilecek kadar azdır.
Sözlü edebiyat ürünleri birtakım dini törenlerden ve av eğlencelerinden doğmuştur.
Eski Türkler sürgün avlarına "sığır", yas (ölüm) törenlerine "yuğ", genel kurban törenlerine de "şölen" adını verirlerdi. Bu törenleri "şaman, ozan, kam, baksı, oyun" diye bilinen kişiler yönetirdi. Bu törenleri yöneten kişiler "kopuz" adı verilen saz eşliğinde şiirlerini söylerlerdi. Bu kişiler şair olmalarının yanı sıra büyücülük, hekimlik, müzisyenlik görevlerini yaparlardı.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri "koşuk, sagu, destan, sav" biçiminde sıralanabilir. Koşuk, sagu ve destanlar şiir türündedir.
Bu Dönemin Özellikleri:
* Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır.
* Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa, dilden dile yayılarak devam etmiştir.
* Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.
Genel Özellikleri
* Dönemin ürünleri müzik eşliğinde ("kopuz" adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
* Kullanılan ölçü "hece" ölçüsüdür.
* Nazım birimi "dörtlük"tür.
* Dönemine göre sade bir dili vardır.
* Dizelere genel olarak yarım kafiye (uyak) egemendir.
* Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
* Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak, Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.
Dönemin Ürünleri:
KOŞUK
Eski Türkler yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır" adını verdikleri kutsal av törenleri düzenlerlerdi. "Şölen" adı verilen ziyafetlerde ve kazanılan savaşlardan sonra bütün boyların erkekleri bir araya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen, genellikle aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen, "kopuz" adı verilen çalgı eşliğinde söylenen şiirlere "koşuk" adı verilir.
Özellikleri:
* "Sığır" denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlere verilen isimdir.
* Dörtlüklerle söylenmiştir.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Yiğitlik, aşk, doğa, hasret (özlem), doğa güzelliği, savaş gibi konular işlenmiştir.
* Uyak düzeni "aaab, cccb, dddb..." biçimindedir.
* Bu tür daha sonra Halk edebiyatındaki "koşma"nın karşılığıdır.
Koşuk Örneği - 1
Kızıl sarığ arkaşıp
Yipkin yaşıl yüzkeşip
Bier bier kerü yürkeşip
Yalnguk anı tanglaşur
Alın töpü yaşardı
Unıt otın yaşurdı
Kölnin suvın küşerdi
Sığır buka möngreşür
Kulan tükel kamıttı
Akar sukak yumuttı
Yaylag tapa emitti
Tizig turup sekrişür
Günümüz Türkçesiyle:
Kızıl ve sarı ardı ardına yerden bitiyor
Mor ile yeşil yüz yüze geliyor
Ve birbirlerine sarılıyorlar
İnsan bu renk cümbüşünü görünce hayretler içinde kalıyor.
Yamaçlar ve tepeler yeşerdi
Kuru otları gizleyip
Göllerin suyunu taşıdılar
Sığırlar ve boğalar sevinçlerinden böğrüşüyorlar
Bahar yaban atlarını iyice coşturdu
Dağ keçilerini ve geyikleri bir araya getirdi.
Bunlar otlamak için yaylalara yöneldiler
Sıra sıra dizilip hoplayıp zıplıyorlar
Kaşgarlı Mahmut / Divan- Lügat-it Türk
SAV
* Dönemin özlü sözleridir.
* Uzun gözlem ve deneyimlerin sonucunda söylenmiş, gerçekleri yansıtan sözlerdir.
* Bu savların bir kısmı günümüzde atasözü olarak bilinip kullanılmaktadır.
"* Sav"lara bugünkü atasözlerinin ilk şekli diyebiliriz.
Sav Örnekleri:
Aç ne yemes, tok ne Times.
Ağılda oğlak toğsa arıkta otı öner.
Alın arslan tutar - Süçin oyuk tutmas.
Anası teflük yufka yapar, oğlı tetik koşa kapar.
Avcı nice al bilse adığ anca yol bilir.
Kaynar öküz keçiksiz bolmas.
Kişi alası içtin - Yılkı alası taşdın.
Közden yırarsa könülden yeme yırar.
Kuş kanatın er atın.
Künde irük yok, beğde kıyık yok.
Öd keçer kişi tuymas - Yalnğuk oğlı mengü kalmas.
Ot tütünsüz bolmas - Yeğit yazuksı bolmas.
Tay atatsa at tınur - Oğul eredse ata tınur.
Günümüz Türkçesiyle:
Aç ne yemez, tok ne elemez.
Ağılda oğlak doğsa ırmakta otu biter.
Hileyle aslan tutulabilir, zorla höyük bile tutulmaz.
Anası, kurnaz, yufkayı (ince) yapar; oğlu, çevik, (yapılanı) çifte kapar.
Avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir.
Coşkun ırmak geçitsiz olmaz.
İnsan alası içinde, hayvan alası dışında.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
Kuş kanadıyla, er atıyla.
Güneşte çatlak olmaz; bey (sözünde) caymak olmaz.
Zaman geçer kişi duymaz; Âdemoğlu baki kalmaz.
Ateş dumansız olmaz; yiğit günahsız olmaz.
Tay büyürse at dinlenir; oğul büyürse ata dinlenir.
SAGU
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilmiştir. Sagular da koşuklar gibi "kopuz" eşliğinde söylenmiştir.
Özellikleri:
* "Yuğ" adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin iyiliklerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.
* Uyak düzeni koşuktaki gibidir.
* Halk edebiyatındaki karşılığı "ağıt", Divan edebiyatındaki karşılığı "mersiye"dir.
Sagu Örneği:
ALP ER TUNGA SAGUSU
Alp Er Tunga öldi mü
Isız ajun kaldı mu
Özlek öçin aldı mu
Emdi yürek yırtılur
Özlek yarağ közetti
Ogrı tuzak uzattı
Beglerbegin azıttı
Kaçsa kah kurtulur
Ögreyüki mundağ ok
Munda adın tigdağ ok
Atsa ajun uğrap ok
Tağlar başı kertilür
Begler atın argurup
Kagdu anı turgurup
Menğzi yüzü sargarup
Körküm anğar türtülür
Ulşıp eren börleyü
Yırtıp yaka urlayu
Sıkrıp üni yurlayu
Sıgtap közi örtülür
Könğlüm için örtedi
Yitmiş yaşığ kartadı
Keçmiş özüg irtedi
Tün kün keçüp irtelür
Günümüz Türkçesiyle:
Alp Er Tunga öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Zaman öcünü aldı mı?
Şimdi yürek yırtılır.
Zaman fırsat gözetti
Gizli tuzak uzattı
Beyler beyini azıttı
Kaçsa nasıl kurtulur?
Adeti böyle işte
Bunda başka sebep yok
Felek ok atıp vursa
Dağlar başı kertilir
Beyler atlarını yoruyor
Kaygı onları zayıflatıyor
Benizleri yüzleri sararıp
Safran sürülmüş gibi oluyor
Erler kurtlar gibi uluşup
Bağırıp yaka(larını) yırtıyor
Kısık seslerle haykırıyor
(Gözleri yaşlarla) örtülünceye kadar ağlıyorlar
Gönlüm içten yandı
Kaybolmuş yarayı kaktı
Geçmiş gün(ler)i aradı(m)
Gece(ler) gün(ler) geçse (o yine) aranır.
DESTAN
Destanlar, kökü tarihe dayanan, ilhamını tarihten alan bir halk edebiyatı ürünü olduğundan, Türk ulusunun tarihten önceki çağlarda yaşayış ve inanışlarını destanlarda, olduğu gibi bulabiliriz.
Destanlar, ulusların zihinlerinde derin etki bırakan savaş, göç, afet, kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş, halk arasında kendiliğinden oluşan uzun manzum hikâyelerdir.
Destanlar sadece eski, köklü bir tarihsel geçmişi olan uluslara özgüdür. Bir ulus büyük olaylar, savaşlar v.b. yaşamamışsa destanı oluşmaz.
Sözlü edebiyatın en önemli kaynağı destanlardır. Dünya edebiyatları içinde destanlar yönüyle en zengin edebiyat, Türk edebiyatıdır. Diğer ulusların bir veya iki destanı varken Türklerin bunlardan fazla destanı vardır.
Destanların Genel Özellikleri:
* Destanlar anonimdir, halkın ortak belleğinin ürünüdür, belli bir ulusun özelliklerini yansıtır.
* Genellikle manzum, yani şiir biçimindedir. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Ancak bazı destanlar, manzum biçimleri unutularak günümüze nesir halinde ulaşmıştır.
* Destanlarda olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir. Bu olaylar toplumun hafızasında iz bırakmış önemli olaylardır.
* Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir. Destanların büyük çoğunluğunda yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da daha fazla kahramandan söz edilir. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Destan, bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur.
* Destanlar, tarihsel ve sosyal olaylardan doğar, beslenir. Bu eserlerde genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.
* Genellikle birkaç bölümden oluşan destanlarda kahramanların olağanüstü eylemleri coşkulu, törensel bir üslupla anlatılır.
* Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme ve konuşma bölümleri bulunur.
* Destanlarda olay içinde olaya yer verilir.
* Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık egemendir.
UYARI:
Destan - Efsane Farkı
Efsane, halkın hayal gücüyle oluşturduğu “ideal insan tipi”ni dile getirir ve nesilden nesle anlatılır. Ayrıca efsanelerde insanın kendisi dışındaki varlıklar veya kendisi dışında var olduğuna inandığı her şeyi anlama, açıklama söz konusudur. Bu açıklama, bir bilgiye veya belgeye değil, hayal gücüne dayanır. Destanlar ise toplumsal hayatta derin iz bırakan yaşanmış olaylardan beslenir, onların etkisiyle oluşur.
.
|