Go Back   EdebiyatDenizi.Com - Edebi ve Düşünsel Ufkunuz > BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR > Belirli Günler ve Haftalar > Tüm Haftalar > İstiklal Marşının Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü
Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Loading

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Reklam Alanı
  #1  
Alt 04.03.09
DenizYıLdızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kurucu Üye
-------------------
DenizYıLdızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üye Numarası : 21
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Bulunduğu Yer : İZMİR
Mesaj Sayısı : 2.781
Thanks: 49
Aldığım Teşekkür: 54
Tecrübe Puanı : 3451
Tecrübe : DenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond reputeDenizYıLdızı has a reputation beyond repute
İstiklal Marşının Kabulü İçin Hazırlanmış Örnek Tören

.


12 MART İSTİKLAL MARŞI'NIN KABULÜ
ÖRNEK TÖREN SUNUMU



Sayın ………………….………………………, Sayın …………………….………………………,
Değerli Öğretmenlerimiz, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarımız,

12 Mart İstiklâl Marşımızın Kabulü dolayısıyla düzenlediğimiz programa hoş geldiniz.

Programı arz ediyorum.

1- Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
2- Günün Anlam ve Öneminin dile getirilmesi
3- Günün anlam ve önemini içeren konuşmaların yapılması
4- Şiirlerin okunması
5- Oratoryo sunumu
6- Okul korosu programı
7- Kapanış


1-Büyük devlet adamı, Türk ulusunun eşsiz önderi Mustafa Kemal Atatürk ve vatanımız uğruna gözlerini kırpmadan canlarını feda eden tüm şehitlerimizin manevi huzurunda, sizleri bir dakikalık saygı duruşuna ve akabinde İstiklal Marşımızı okumaya davet ediyorum.
Ruhları şad olsun.

Şehitler tepesi boş değil
Biri var bekliyor
Ve bir göğüs, nefes almak için
Rüzgâr bekliyor
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli
Tuttuğu bayrak belli
Kim demiş meçhul asker diye


2-……….. Arkadaşımız günün anlam ve önemini içeren ………. adlı metni seslendirecek.

(Örnek Metin

Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması girişimi, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti.
Yarışma Maarif Vekâletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.
Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde etkisi en fazla olan eserin belirlenmesi istendi. Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.
Maarif Vekâleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.
Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.
Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.)


3- “……………………….” adlı konuşmayı okulumuz ……. Dersi Öğretmenlerinden ……………… yapacaklardır.

(Bu konuşma örneğini de forumumuzdan alabilirsiniz.)


4- "Cenk Türküsü" adlı şiirin okuması için okulumuz ……. sınıfı öğrencilerinden ………. u davet ediyorum.

CENK TÜRKÜSÜ

Sabahlar olmadan çıktım köyümden
Ayrı düştüm yaranımdan evimden
Nedeyim vazgeçtim ben her şeyimden

Vatansız malı mülkü ne derim
Elimde süngüm cenge giderim

Hısımlar komşular siz hoşça kalın
Ara sırada bir haber salın
Yurt için gidiyorum müsterih olun

Ne yapım böyle imiş kaderim
Elimde süngüm cenge giderim

Kara gözlü anam neden ağlarsın
Ağlarsın da yüreğimi dağlarsın
Sabaha doğru ben gideceğim
Akşamdan azığımı bağlarsın

Ağlama kız ana Huda’mız kerim
Elimde süngüm cenge giderim

Gel ey ela gözlü güneş yüzlü yar
Gidip de gelmemek gelip de görmemek var
Son olarak beni bir kerecik sar

Vatanımdır şimdi benim sevgilim
Elimde süngüm cenge giderim

Dedem kayıp olmuş Yemen çölünde
Amcam şehit oldu Urum elinde
Babamın ruhu Çanakkale’de

Beşikte bırakmış beni pederim
Elimde süngüm cenge giderim

Mübarek kaza, cenk, dövüş, sefer
Böyle buyurmuş ulu peygamber
Demiş ki: “Yurt için can veren erler
Mahşerde benimle beraber”

Tanrının buyruğu buna ne derim
Elimde süngüm cenge giderim

Canlandı gözümde yeniden mazi
Ölürsem şehidim kalırsam gazi
Bitiyor Mehmet ‘ in burada sözü

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ





5- “Milli Marş Ve Edebi Metin Olarak İstiklal Marşı” adlı konuşmayı okulumuz… sınıfı Öğrencilerinden ……………… yapacaklardır.


MİLLİ MARŞ VE EDEBİ METİN OLARAK İSTİKLAL MARŞI

Günümüze kadar gelen tarihsel bilgilerin ışığında, Türk milli marşı yarışmasına yedi yüz yirmi dört şiirin katılmış olduğunu biliyoruz. Bu şiirlerini tamamını içeren bir dosya ne yazık ki mevcut değil. Yalnız bunlar arasında bir heyetin seçerek Meclis’e takdim ettiği yedi şiirden biri o sırada kabul edilmiş olsaydı yalnız zayıf bir milli marşımız olmakla kalmayacak, aynı zamanda, belki Türkçenin en güzel şiirlerinden birine sahip olamayacaktık.
Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin Maarif Vekili Hamdullah Suphi de bizim şimdiki endişemizi o günden hissetmiş olmalıydı ki araya aracılar sokarak Mehmet Akif Bey’in yarışmaya mutlaka katılmasının teminini ısrarla istemiştir.
Aradaki para mükâfatının kaldırılması şartıyla yarışmaya katılan Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’nı tamamlayıp Maarif Vekâletine gönderdiği, fakat henüz sonuç alınmadığı günlerde manzume ilk defa Sebil ül Reşat dergisinde çıkar. Şiirin baş tarafında bir ithaf vardır:

“Kahraman Ordumuza”.

İstiklâl Marşı’nı okurken ve dinlerken bu ithafın değerini ve önemini hatırdan çıkarmamak gereklidir. O kahraman ordu ki, marşın yazıldığı çetin mücadele yıllarında kadın erkek her ferdiyle bütün bir milletin kendisiydi. Demek ki “Kahraman Ordumuza” ithafı, aynı zamanda “Kahraman Milletimize” anlamını da taşımaktaydı.

Şimdi, Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’nı Safahat’a niçin koydurmadığı ve “O benim değil, milletimindir.” dediği üzerinde biraz daha durabiliriz. Akif’in bu sözünün gerçek anlamı yalnızca bu şiiri, her ferdi kahraman birer nefer olan millete ithaf etmiş olmaktan mı ibarettir? Yoksa “O benim değil, milletimindir.” demesinin başka bir anlamı mı vardır?

Dünyada milli marşların güfteleri, bir şairin kaleminin ürünü olmakla beraber, onu benimseyecek, yıllarca, yüzyıllarca dilinden düşürmeyecek olan milletin de karakterini yansıtmak gibi bir özelliği beraberinde taşırlar. Bu bakımdan birçok milli marş şairinin adı çok defa unutulur; bir milletin kuruluşunda, tarihi bilinmeyen devirlerde teşekkül eden destanlar gibi anonimleşir.

Milli marş deyimi, bu özellikleri taşıyan şiirlerin bütün dünyada yaygın olan ortak adıdır. Bazı milli marşların ayrıca isimleri de vardır. Bu isimler o milletin bir vasfını veya marşın yazıldığı, kabul edildiği sıradaki olağanüstü bir olayı işaret eder.

Bizim milli marşımızın, dünya milli marşları arasında ayrı bir yeri vardır. Milli marşımızın adı “İstiklâl”dir. Bu kavram milletimizin çok önemli bir karakterini belirtmektedir. Tarihler, bilinen en eski çağlardan günümüze kadar Türklerin on altı, elli veya yüz küsur devlet kurmuş olduğunu yazarlar. Bu sayının azlığı veya çokluğu, devlet tanımının farklılığından kaynaklanmaktadır ve pek de önemli değildir. Asıl önemli olan, milletimizin tarihinde, hiçbir devirde devletsiz bulunmadığıdır. Yazılı en eski Türkçe metinlerden olan Orhun Kitabeleri’nde de sık sık vurgulanan, Türk milletinin özgür ve bağımsız yaşamaya alışmış olmasıdır. Akif’in

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım
Yırtarım dağları, enginlere sığmaz, taşarım

mısralarında Türk milletinin tarihinin bilinen en eski devirlerinden gelen bu değişmez karakterine işaret vardır.

Devletin çeşitli tarifleri varsa da bütün bu tariflerin içinde değişmeyen ve her zaman var olan öğe, istiklâldir. Millî marşımız, milletimizin işte bu hiç değişmeyen karakterinin yakın çağdaki tezahürü olan bir mücadelenin içinden çıkmıştır. Yirminci yüzyıl başlarında, istiklâline sahip tek Türk birliği Osmanlı Devletiydi. Hatta bağımsız tek İslâm devleti de Osmanlıydı. Milli marşımız, işte bu devletin, adına uygarlık denilen tek dişi kalmış bir canavar tarafından yok edilme niyet ve girişimlerine karşı verilmiş bir kavganın içinden doğmuştur. Onun için adı “İstiklâl Marşı”dır. Onun için manzume İstiklâl’le başlar ve İstiklâl’le biter. Ayrıca şiirin başka kıtalarında, başka mısralarında İstiklâl kelimesi geçmese de söylenmemiş bir istiklâl değişik motiflerle kendini hissettirir: “Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” dizesinde olduğu gibi. Çünkü sancak da aslında bir milletin istiklâlinin sembolüdür. Marşımızın bu ilk mısraında da bayrak, istiklâlin sembolü olarak, hiç sönmeyeceği müjdesiyle birlikte gelir. Hem de “Korkma!” haykırışıyla zihinleri, gönülleri, yürekleri bir çığlık halinde doldurarak.

Bestelenmiş iki kıtasının sonunda ve bütün manzumenin sonunda tekrarlanan mısra “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl”dir. Bu mısralarda milletimizin iki önemli karakteri bir arada belirtilmiştir. Biri, biraz önce belirttiğim, hiçbir devirde kaybetmediği istiklâlin onun hakkı olduğu. İkinci ise bu hakkın, istiklâl hakkının, iman duygusuyla beraber doğuşudur. İman duygusunu son mısradaki ikinci Hak kelimesinden çıkarıyoruz. Bu Hak, Allah anlamındadır. Böylece milli marşımızda milletimizin dini ve milli karakteri birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ifade edilmiş olmaktadır.

Görüldüğü gibi, millî marşımızın adı rastlantı sonucu değildir. Hatta yazıldığı yıllardaki koşulları düşünerek, sadece şairinin ümit ve temennisinden de ibaret olmadığını söyleyelim. Hak sözcüğünün dilimizde kullanılış anlamlarıyla sanat halinde ifade edilmiş bir gerçeğin ta kendisidir.

Millî marş güftelerinin bir özelliği de, içinden çıktığı milletin yaşadığı olağanüstü bir hali, özellikle büyük felaketli zamanları, bunların arkasındaki büyük ümitleri ve zaferleri aksettirmesidir. Meselenin herkesçe bilinen tarihsel ayrıntıları üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Bir milli marş güftesi yazılmasının Akif’e teklifi ile İstiklâl Marşı’nın Büyük Millet Meclisi’nce kabulü tarihleri, 1920 Aralık ayı ile 1921 Mart’ı arasına rastlamaktadır. Bu tarihler İstiklâl Mücadelelerinin en kritik aylarıdır. Millî Marşımızın, “Korkma!” hitabıyla başlaması, iyi niyetli olmayan bazı itirazlara sebep olmuştur. Aslında Akif’in, şiirine bu hitapla başlaması çok anlamlıdır. Yalnız dönemin koşullarını çok iyi bilmek gerekir. Batılı devletlerin silahlandırdığı Yunanlıların Anadolu içlerine yürümesi, Birinci İnönü Muharebesi, iç isyanlar ve bunların bastırılması gibi olayların vuku bulduğu zamanlardır. Meclis ve onunla beraber bütün bir Türk milleti korku, ümit, ümitsizlik, zafer ve sevinç haberlerini, duygularını, heyecanlarını arka arkaya ve birbirine karışmış halde yaşıyordu. İşte bu yeis günlerinde “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” hitabıyla başlayan ve “Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” mısraıyla devam eden İstiklâl Marşı doğmaktadır. Millî Marşımızın “Korkma!” diye başlaması boşuna değildir. Ümitsizliğin, inanç yokluğundan geldiğini haber veren bir dinin mensubu olan Türk milleti, bu manzume ile var olma azmini, imanını, iradesini yeniden bulmuştur. Onun için İstiklâl Marşı, bir milletin ölüm kalım çağının destanıdır. Millî Mücadele’nin ne gibi zor hatta başarılması olanak sız gibi görünen koşullar altında yapıldığı herkesçe bilinmektedir. Adına medeniyet denilen ve her türlü teknik donanımı sahip düşmanın, en güçlü ve yeni silâhlarla saldırarak yağma etmek istediği bir vatanda Türk milletinin güvendiği en önemli silâh imanıdır. Bu imanı hem dini anlamda vatan için şahadet inancına, hem milli anlamda kendine güven olarak düşünebiliriz. Milli Mücadele’nin kazanılmasında Türk milletinin istiklaline düşkün bir millet olması yanında, sadakatle bağlı olduğu dini inançların rolü unutulmamalıdır. Milletinin sinesindeki bu gücü bilen Mehmet Akif ona bu tarafıyla seslenmektedir:

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

Nihayet millî marşların üçüncü bir özelliği olarak, anonim karakteri taşıması meselesine geliyorum. Yani tıpkı destanlar gibi, milletçe yaşanmış, milletçe yaratılmış, sahibi bilinmeyen anonim karakterde bir şiir olması. İstiklâl Marşı anonim bir şiir değildir. Ancak Akif’in, bu marş için açılmış yarışmaya ne şartlar altında katıldığını yahut katılmayıp ısrar üzerine sonradan ne şartlar altında şiirini gönderdiğini biliyoruz. Akif’in bu yarışmaya katılmamasındaki felsefesi açıktır: Millî marş güftesi ısmarlama olmaz. Ve marşın yazılmasından dolayı da para gibi hasis bir menfaat kabul edilemez.

Yarışmaya katılan yüzlerce şiirin beğenilmemesi, bir milleti temsil edecek, onun karakterinin sembolü olacak değerde bulunmaması, Akif’in haklı olduğunu göstermiştir. Her iki koşul da Akif’in isteği üzerine kaldırılır. Yani şiir ne yarışma için ısmarlanmış olacak, ne de karşılığında para verilecektir. Akif’in şiiri zaten ısmarlama değildi. O çetin günlerde, yarışmadan çok önce tamamen samimi duygularıyla zaman zaman yazdığı birçok dizesini parça parça dostlarına okuyordu. Daha sonra Eğitim Vekili’nin ısrarı ve dostlarının aracılığıyla yarışmaya katılmayı kabul eden Mehmet Akif, o zaman, ikamet ettiği mütevazı Taceddin Dergâhı’nın odasında iç sükûnetine çekildi. O uhrevî hava içinde milletinin azmiyle, iradesiyle kendi sanatını birleştirdi. Adeta “ruhunun vahyini” duyarak taşa geçirircesine şiirini tamamladı.

Mehmet Akif’in bütün Safahat’ında, içinde yaşadığı topluma yabancı kalmadığını, onun dertleriyle nasıl hemdert olduğunu biliyoruz. Fakat hiçbir şiirinde, İstiklâl Marşı’nda olduğu kadar, adeta mistik bir ruhla, milletiyle beraber, milletiyle bir özdeşleşme, bir kaynaşma içinde olmamıştır. İşte bütün bu olağanüstü şartların birleşmesiyle Mehmet Akif’e göre İstiklal Marşı artık kendisinin değil milletin ruhundan çıkmış bir şiir olmuştur, başka bir ifadeyle şiirinde milletini konuşturmuş bir medyum gibiydi. Bunun için onu Safahat’a almamış ve “o benim değil, milletimindir…” demiştir.

Şimdi Akif’in bu vasiyetini ihmal etmeyerek, biraz da onun bu şiirde gösterdiği sanatına temas etmek istiyorum. İstiklâl Marşımızı, başka milletlerin milli marşlarından ayıran özellikleri belirtirken unutulmaması gereken bir karakterini de belirtmek gerekir. O da, şairinin Türkiye’de bütün bir millet tarafından bilinen bir kişi olmasıdır. Dünyada milli marşların çoğu, adı duyulmamış veya o milletin edebiyat tarihlerinde önemli yeri olmayan şairlerin yazdıklarıdır. Hatta çoğunun edebi değeri zayıftır ve önemi sadece ortaya çıktığı dönemin heyecanlı bir hatırasını taşımaktan ibarettir. Mehmet Akif ise yalnız İstiklâl Marşı’nın şairi olarak değil, hemen bütün şiirleriyle zamanında da, günümüzde de en çok tanınan şairdir. Belki bütün milletimizce en çok benimsenen ve en çok okunan şairdir. Safahat’ın bugün, Türkiye’de hiçbir şiir kitabının ulaşamadığı defalarca basımıyla yüz binin çok üzerinde baskı sayısına ulaşmış olması bunun açık bir kanıtıdır. Akif’in şiirinde fanteziye yer yoktur. Kendi şiiri hakkında söylediği “Bir yığın söz ki samimiyeti ancak hüneri” dizesi da bu gerçeği gösterir. Akif kadar milletinin acılarını, mutluluklarını samimi olarak duyan, yaşayan ve yazan başka ikinci bir şairden söz etmek kolay değildir.

Fakat o erişilmez alçakgönüllülüğü ile şiiri hakkında “samimiyeti ancak hüneri” demekteyse de, şiirinin, özellikle de İstiklâl Marşı’nın samimiyetinin dışında başka hünerleri vardır. İstiklâl Marşı edebi bir metin olarak da Türk şiirinin en güzel örneklerindendir.

İstiklâl Marşı, gerek nazım tekniği gerekse içerik bakımından herhangi bir milli marş güftesinin çok ilerisinde, Türk edebiyatının en güzel lirik-hamasi şiirlerindendir. Son kıtası beş dize olmak üzere dörder mısralık on kıtadan oluşan ve aruzla yazılmış olan şiirin her kıtasının bütün mısraları tam kafiyelidir ve her kıtanın, temayı teşkil eden duyguyla uyumlu ton ve vurguların yer aldığı sağlam bir nazım yapısı vardır. Hece vezninin yaygınlaştığı ve ciddi olarak rekabete giriştiği bir dönemde geleneksel şiirimizin vezni olan aruzun Akif’in kaleminde olağanüstü bir rahatlıkla kullanıldığını bütün tenkitçiler kabul eder. Alışılmışın dışında, beklenmeyen fakat bir sehl-i mümteni gibi şairin kolaylıkla yakaladığı kafiyeler, yer yer işlenen tema ile uyumlu iç kafiyeler şiirin ses zenginliğini oluşturur:

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl

Uyarıcı, vurgulu tonda hitap ifadeleri:

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Yahut
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Veya
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
mısraları gibi…

Fakat dua mısralarına geldiğinde Akif secdelere kapanırcasına büyük iradenin önünde diz çöker:

Ruhumun senden İlâhi, şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli

İşlenen temalar bakımından da sağlam bir yapısı olan İstiklâl Marşı’nda ilk iki kıtada bayrağa hitap eden şair, onun milletin varlığıyla beraber ebedî istiklalini müjdeler. Şair üçüncü ve dördüncü kıtalarda Türk milleti adına konuşmakta, sonsuz özgürlük aşkı ve imanıyla Batılıların maddi güçlerine karşı direneceğini söylemektedir. Türk askerine hitap eden beşinci ve altıncı kıtalar, üstünde yaşadığımız yerlerin sıradan bir toprak değil vatan olduğunu, onun düşmana çiğnetilmemesi gerektiğini telkin eder. Yedinci ve sekizinci kıtalarda sevilen pek çok şey kaybedilse bile vatanın kaybedilmemesini ve ezan seslerinin kesilmemesini niyaz eder. Dokuzuncu kıtada bu duası kabul edildiği takdirde kendi ruhunun da vecd içinde yükseleceğini söyler. Nihayet son kıtada yine bayrağa dönerek ona ve milletine ebediyen çöküş olmayacağını, hürriyetin ve istiklâlin ebediyen onun hakkı olduğu müjdesini tekrar eder.

Milletin iradesine ve Allah’ın müminlere vaat ettiği zaferin er geç gerçekleşeceğine inanan Mehmet Akif’in şiirindeki özelliklerinden biri de milli ve yüce değerler ile dinsel motifleri dengeli bir şekilde kıtalara yerleştirmesidir. Bayrak, hilal, yıldız, hak, hürriyet, istiklâl, yurt, millet, ırk, vatan, kahramanlık gibi milli kavramlarla iman, şahadet, helâl, cennet, Huda, ezan, mabet, vecd gibi dini motifler birbiriyle uyum halinde ve zengin bir belâgatle kullanılmış, böylece Millî Mücadele’yi gerçekleştiren halkın ruhunda mevcut iki önemli kavram İstiklâl Marşı’nın da iki temel temasını oluşturmuştur.

Tam bir bütünlük gösteren, dört başı mamur bir şiir olan İstiklâl Marşı’nda mecazlar ve semboller de ifade sanatı bakımından manzumeyi zenginleştirmiştir. Bu kısa konuşma içinde bunları açıklamak değil sadece bu sanatların adlarını sıralamak bile mümkün değildir. Manzumenin her dizesi, her ibaresi, her kelimesi ses ve anlam bakımından birbiriyle ilişkilidir. Hemen her kelime, her kavram gerçek ve değişmeceli anlamlarıyla şiirde yerlerini almıştır.

Bütün bu vasıflarıyla İstiklâl Marşı tek taşı bile yerinden oynatılmayacak sağlam, şaheser bir ses, söz ve mana mimarisidir.



6- Okulumuz öğrencileri hazırlamış oldukları ORATORYO’YU sunacaklardır.

İSTİKLAL MARŞI ORATORYOSU

1. SES: Yenilmişti ordularımız, yıkılmıştı Anadolu,
Yıllarca süren savaşlarda gözyaşı dökmüştü analar,
Cephelerden dönmeyen kınalı kuzularının ardından…
Ve çocuklar… Babalarını sormaktan analarına,
Kaçırır olmuştu gözlerini analar çocuklarından.
Gelmiyordu cephelerden babalar,
Işımıyordu çocuk yüzlerdeki gözler

2.SES: Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş
Bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış
Ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş

3.SES: Ve sancak…
Ve al sancak…
Ve bu şafaklarda nazlı nazlı yüzen al sancak…
Ve korkuyordu bu şafaklarda yüzyıllardır
Nazlı nazlı yüzen al sancak
Korkuyordu… Korkuyordu… Korkuyordu
Bu şafaklarda,
Nazlı nazlı yüzen
Al sancak
Korkuyordu

KORO: Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

4.SES: Dört bir yanından memleketimin,
Yakıp yıkarak, silip süpürerek gelen çekirge sürüleri
Şimdi Anadolu'daydı.
Türkün son kalesinde, son sığınağında
Harap olmuş bahçeler, viran olmuş bağlar
Bülbül ötmez güller açmaz olmuştu
Ve bayrak…
Kederliydi, düşünceliydi
Asıktı çehresi, çatıktı kaşları

KORO: Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal!
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

5.SES: Nasıl tutsak olurdu bu vatan?
Nasıl tutsak olurdu bu gök?
Nasıl tutsak olurdu bu dağ, bu taş, bu ova?
Nasıl tutsak olurdu bu gök altında
Bu vatanda, dağda, taşta, bu ovada yaşayan, bu millet?

6.SES: Ve tutsak edeceğini sanarak Gafil
Bu vatanı bu milleti
Topuyla, tankıyla, tüfeğiyle, donanmasıyla geldi

7.SES: Geldikleri gibi giderler

KORO: Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

8:SES: Çelik medeniyetinin, çelik ruhlu insanları
Çelikten silahlarıyla geldiler.
Kimi yamyam, kimi Hindu, kimi bilmem ne bela
Çelik ruhlarıyla ve çelik bedenleriyle
Ölüm yağdırdılar garbın afakından

9:SES: Garbın mazlum evladının tek silahı, iman dolu göğsüydü.
Yoktu başka hiçbir silahı, doğruydu

10.SES: Ama insandı daha
Kalbi taşlaşmamıştı göğüs kafesinde
Kendini yok etmek için gelmiş, canına kasteden
Düşman askeri için de gözyaşı dökebilir
Ve ekmeğini de bölüşebilirdi

11:SES: Çünkü insandı daha
Sömürmez, yağmalamaz, talan etmezdi
Ve bunlar için savaşmazdı
Yaşamasını da bilirdi, adam gibi ölmesini de
Adalet, vatan ve istiklal
Yaşamak da ölmek de
Savaş da barış da bunlar içindi
Çünkü o garbın mazlum evladıydı

12.SES: Çelik medeniyetinin, çelik ruhlu insanları,
Çelikten silahlarıyla geldiler.
Kimi yamyam, kimi Hindu, kimi bilmem ne bela
Çelik ruhlarıyla ve çelik bedenleriyle
Ölüm yağdırdılar garbın afakından

KORO: Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar?
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.

13:SES: Namus ve şeref diyarıydı bu diyarlar.
Namuslu ve şerefli insanlar yaşardı bu diyarlarda.
Her kes içindi özgürlük adalet hürriyet.
Şimdiyse, dünyanın dört bir yanından,
Yurdumu kuşatmaya gelmişti alçaklar!

14:SES: Yurdumu, kuşatmaya gelmişti, alçaklar!

KORO: Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakkın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın


15:SES: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır!

16:SES: Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!

17.SES: “Ben, size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum!”

18.SES: İtiraz etmediler,
Hayatlarının baharında,
Tomurcuk bir gonca gibi düştüler toprağın kara bağrına.
Kanlarıyla suladılar zafer çiçeğini
Kana kana içtiler şahadet şerbetini.

KORO: Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı;
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

19.SES. Sanmıştı ki tek dişi kalmış canavar
Sahipsizdi bu topraklar.
Elini kolunu sallayarak gelecek
Şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklara sahip olacak.
Sanmıştı ki kalmamıştı bu cennet vatanın uğruna feda olacak

KORO: Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda

20.SES: Düşman çizmeleri mi çiğneyecek ti bu vatanı?
Namahrem eller mi dokunacaktı mabedimin göğsüne
Dinin temeli olan ezanlar susacak mıydı?
Memleketimin göğünde

KORO: Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli

KORO: O zaman bin secde eder-varsa- taşım,
Her cerihamdan, İlahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım

KORO: Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl,
Ebediyen sana yok, ırkıma yok, izmihlâl:
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Halil ÖZ




7- …………. Okul Korosu hazırlamış oldukları programı sunacaklardır.






8- Sayın ……………………………………., kıymetli …………………………………………….., değerli öğrenci arkadaşlarım 12 Mart İstiklâl Marşı'nın Kabulü dolayısıyla düzenlenen program sona ermiştir, arz ederim.


.
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş !
Reklam Alanı
Yeni Konu aç Cevapla

Anahtar Kelimeler
hazırlanmış, kabulü, marşının, tören, İçin, İstiklal, Örnek


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:44.


Protected by CBACK.de CrackerTracker

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0