
03.05.08
|
|
|
Kurucu Üye
-------------------
|
|
Üyelik Tarihi : 19-04-2008
Thanks: 48
Aldığım Teşekkür: 39
Tecrübe Puanı : 3301
|
|
|
Atatürk ve Kayıp Kıta "Mu"
ATATÜRK KAYIP KITA MU'DA NE ARADI?
"M.Ö. 200.000 ile 70.000 yılları arasında Pasifik’te Mu adında Avustralya'dan kat kat büyük bir kıta mı vardı? Yüksek bir uygarlık yarattıktan sonra batmış mıydı? Atatürk bu kıtayla neden ilgilenmişti?"
Türklerin kökenini ortaya çıkarmak Gazi'nin en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlıların son dönemlerinde Türklük Akımları üzerine yapılan araştırmaları derledi. Atatürk'ün isteğiyle birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda araştırmalar yaptı. Yabancı bilim adamları davet edildi. 1930'da Türk Tarih Kurumu (TTK) kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgilere ulaşıldı. Yine de Türklerin nereden geldikleri tam açıklık kazanmadı.
Maya Diliyle Türkçe Arasındaki Benzerlik
1932'de emekli General Tahsin Bey Atatürk'ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasındaki benzerliklerden söz etti. Mayalar Meksika'da yaşamışlar, Türkler ise Orta Asya'dan gelmişlerdi. Aradaki uzaklığa rağmen, Gazi konuyla ilgilendi. Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atadı. Ona iki dil arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarma görevini verdi.
Tahsin Bey Meksika'ya gitti. Orada kendisine Amerikalı Arkeolog William Niven 'in bulduğu tabletlerden söz ettiler. Maya dilinin kökeninin bu tabletlerde olduğu anlaşılmıştı. Türkçe ile Maya dili benzerlik bu tabletlerde aranacaktı. Bu tabletler Tahsin Bey'i şaşkına çevirdi. Çünkü tabletler MÖ 200.000 ile 70.000 yılları arasında Pasifik’te yer almış bir kıtayı haber veriyordu. Kıtanın adı MU idi. Avustralya'dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarlığa ulaştıktan sonra deprem veya tufan sonucu battığı sanılıyordu.
İngiliz Albay James Churcward Hindistan'daki tabletleri Tahsin Bey'e bilgi olarak sundu. Bunlar da kayıp Mu Kıtası ile ilgiliydi. Ve Churcward elli yıl çalışmıştı bu tabletleri çözebilmek için. Bu konuda beş kitap yayımlamış bir uzmandı.
Tahsin Bey, öğrendiklerini, bulduklarını düzenli olarak Atatürk'e rapor ediyordu. Gazi; Churcward'in Mu ile ilgili kitaplarını getirtti ve altmış kişilik bir çeviri heyetine Türkçeye çevirme emrini verdi. Kitaplar basılmadı. Daktilo edilerek Atatürk'ün önüne konuldu.
Atatürk metinleri büyük bir dikkatle okudu. İnsanın yaradılışını anlatan bölümle özellikle ilgilenmişti. Mu'nun insanlığın ana vatanı olduğunu nüfusun 64 milyona çıktığını anlatan bölümlerin altını çizmişti. Mu'da geçen Tanrı kavramıyla da yakından ilgilenmiş, yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağı, şekillendirilemeyeceği ve adlandırılamayacağı üzerinde durmuştu. Çevirilerde Maya dili de dahil tüm dillerin Mu dilinden türediği belirtiliyordu.
Mu kıtasının batışını anlatan bölümde halkın "Ya Mu bizi kurtar!." diye bağırdığına dikkat çekerek Mu'nun bir ilah adı olduğu sonucuna vardı. Mu kökenli özel ad ve sıfatları, Öztürkçe ile karşılaştırarak (Kui: kögü: Aile vb.) not alıyordu. Atatürk, önce Türklerin kökenini ve Mu dilinin Türkçe ile bağlantısını incelemiş sonra da Mu sembollerini Latin alfabesiyle karşılaştırmıştı.
Daha ilginç olan ise Mu'nun demokrasi ile yönetildiğini ve güneş enerjisinin aydınlatmada kullanıldığını anlatan satırların altını çizmekle kalmamış; kendi notlarını da iliştirmişti.
Bugün bu kitaplardan “Kayıp Mu Kıtası” ve “Mu'nun Çocukları” Anıtkabir kitaplığında "1301, 1302" numaraları ile kayıtlıdır. Çeviri metinleri ise kitaplıkta dört dosya halinde bulunur.
Gazi'nin Mu ile ilgili çıkardığı sonuçları ne yazık ki tam olarak bilemiyoruz.Emekli general Tahsin Mayatepek Meksika'daki araştırmalarında çok daha fazlasını bulmuştu. Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarının Türklerin kullandığı eşyalara benzer eşyalar kullandığını Atatürk'e iletmişti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yıldız sembollerine kadar bizimkilere benziyordu.
Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla üç ciltlik defter olarak toplayıp Atatürk'e gönderdi. Bunların ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57–56) Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dinsel tören, ibadet ve tapınakların bile şaşılacak kadar benzerliği gösteriliyordu.
Atatürk'ün altı ay gibi bir sürede Türkçeyi Latin harflerine kavuşturacak kadar bilgili ve yetenekli olduğu göz önüne alınırsa, onun kesinlikle sıradan bir dilbilimci ve tarihçi olduğu düşünülemez. Öyleyse bu araştırmaları da sıradan bir merak olamazdı. Yine O, neyi nerede arayacağını herkesten iyi biliyordu.
Bugün Atatürk'ün gizli kalmış düşünceleriyle birlikte bu araştırmalar da Anıtkabir’in sessizliğinde uyumaya devam ediyorlar. Eğer gerçekten var olduysa, Mu Kıtası’nın kalıntılarının Pasifik'in derinliklerinde durduğu gibi...
|